TASAVVUF İLE TARİKAT ARASINDAKi FARK

Yazar: Tarih: 25.05.2015 00:00:00

A A A

Tasavvuf ile Tarikat arasında mahiyetleri itibariyle fark yoktur. Meşru ve makbul olan Tarikat ve Tasavvuf sahiplerinde de bulunmalıdır.
Gerek tasavvuf ehli, gerekse tarikat ehli malen ve bedenen dini vazifelerini yaptıkları gibi, Allah yolunda mücahede etmeleri, güzel huylarla donatılmaları de lâzımdır. Kalbini temizlemeyen bir kimsede ne tasavvuf ne de tarikat yoktur. Olsa da makbul değildir.

Tasavvuf ehli; yapmakla yükümlü olduğu farzların dışında, Allah’a ve Resulüne yakın olabilme amacıyla, nafile ibadetlere daha çok önem verirler. Teheccüt namazlarını kılarlar. Diğer nafile namazlarını, evvabin, duha, kuşluk namazlarını ihmal etmezler. Her gün bir tertip üzerine tembihatlarını çekerler. İstiğfarlarını yaparlar..Salavatı şerif ve selat-ü selamlarım,tevhitlerini çokça okurlar. Ölümü tefekkür ederler.

Tarikat (Tasavvuf) ehli sohbetlerle yetişir. Sohbet meclislerinde; zikir, fikir, şükür, ilim, edep, hizmet, himmet ve tevfik vardır. Bilgilerini artırmak, İslam ahlakını öğrenmek, birbirleriyle kardeşlik kurmak, Allah için sevmek ve sevilmek onların bir araya gelmelerinin ana sebeplerindendir.

Ehli tasavvuf (Tarikat ehli], Allah ve Resulüne yakın olabilmeleri amacıyla, merkezi noktada imanları olmak üzere; yapmış olduğu farzları, vacipleri, sünnetle ve nafilelerini ve kalplerini korumaya çalışırlar.
Kaderden emin, kederden de mahzun olamamaya çalışırlar. Vatanını ve Bayrağını severler. Bütün inananların kendi kardeşleri olduğunu hiçbir zaman akıldan çıkartmazlar.
Günü birlik kazançlar onların amaçlan değildir. Ahireti
düşünürler. Siyasi ve politik hesapları yoktur. Sadıklarla beraber olmayı prensip edinmişlerdir. Zaruretin dışında gaflet ehli ile birlikte olmayı iyi görmezler. Yalan onlar için en büyük günahlardandır. Verdikleri sözde dururlar. Kul haklarına riayet ederler….
İslam’ın emirlerini bütün incelikleriyle ve titizlikleriyle yaşayabilmek örnek insan olabilmek ehli tarikat tasavvufun ana hedefleridir. Bütün bunlarla birlikte: İnsanın kurtuluşa ermesi, nefsindeki kötü sıfatlardan arınmasına, bu vesileyle de; amellerinin salih amele, ilimlerinde de şahsiyet kazanmalarına yani irfana dönüşmesine bağlıdır.

İşte; Tasavvuf, bunu temin edebilecek adap ve erkânın kavranıp yaşanmasını gaye edinir. Bu gayeyi gerçekleştiren Cenabı Hakkın kendisine dost edindiği, kamalat noktasında zirveye ulaşmış Allah dostları, Evliya ve veliler, bu müstesna insanlar, bu yoldaki diğer insanlara rehberlik ederler, yol gösterirler. İşte bu yol, ehli tarikin seyr-ü sülük yoludur.
Bu yola gönül verenler, hayatlarındaki her çizgiye dikkat etmek zorundadırlar. Helal lokma, seyri sülük yolunda olanların manevi iksiridir. Füyüzat ve zuhurat helal lokmanın alınışıyla kendisini belli eder.

Seyr-ü sülûk ehli bir mürit, birçok yükümlülüğü de üzerine almış demektir. Her gün en az 100 kere istiğfar edecek. Bu miktarları aşan bir sayıda Resulallaha (s.a.v ) efendilerimize selatü selam okuyacak. Tevhitle gönlünü coşturacak, okuyacağı hiziple, Resulullah efendilerimizden başlayan bir tertiple O’nun; Ehli Beytini, Ashabını, Bütün peygamberlerini anarak ruhlarını şad edecektir..
Allah’ı ve Resulünü sevme yolunda en ince bir noktayı ihmal etmemek onun prensibi olacaktır. Helal lokmanın gerçekte ne olduğunun idrakiyle, her ni’mete ihtiyatla yaklaşacak, her hareketi ve her davranışını gönül süzgecinden geçirerek, kendisine tevdi edilen bu görevin ne anlama geldiğini çok iyi bilecektir.

Bütün mahlûkata şefkat ve merhamet edecek ve bir emanet gözüyle bakacaktır. Firasetini çok iyi tartacak. İncitmeyecek, incinmemeye de özen gösterecek, Okuyacak, dinleyecek, yaşayacaktır.
Tasavvuftan fazla olarak tarikatta şu vardır: Tarikatta tasavvuf hallerini öğrenmek ve tatbik edebilmek, bir tarikatın şeyhine intisab etmek, onun terbiyesi altına girmekle olur.

 

Sonuç olarak ;
• Tarikatların başlangıcı, şer’-i şerifin esaslarına sımsıkı sarıldıktan sonra mümkün olduğu kadar zikir ve O’nun insanlara lütfettiği nimetler ile yüce kudreti üzerinde derin tefekkür,

• Ortası; insanlarla, ya da cezbedici diğer dünyevî şeylerle değil, yalnız Allah’la meşgûl olmak ve yalnız O’na yakın ve O’nunla ünsiyyet etmektir.

• Netîcesi ise; her zaman Hakk’ın huzûrunda bulunduğu inancına sâhip olmak, yakınında, çevresinde hulâsa her şeyde Hakk’ı görebilmek, bir an bile Allah şu’ûrundan uzak kalmamaktır.

Daha doğru bir ifâde ile İslâm’ı «İhsân» derecesinde ve her an Cenâb-ı Hakk’ın murâkabe ve denetimi altında yaşadığına inanarak ibâdet etmek ve öylece yaşamaktır.
Tarîkatların hepsinin gâyesi, mürîdlerini yalnız Allah’a kulluk ve yalnız O’nun rızasını kazanma idealine ulaştırmaktır.
Nitekim bunu zikir, fikir ve ibâdetlerinde şöyle dile getiriyorlar:
«İlâhî benim maksadım yalnız sen, elde etmek istediğim de yalnızca senin rızandır.»

TASAVVUF VE TARİKAT, RESULULLAH EFENDİMİZİN EF’’ALİ, HAREKETLERİ VE AHLAKLARINA VE ASHAB-I KİRAMA UYMAKTIR.
AMAÇ ; MÜSLÜMANLARIN YANLIŞ YOLLARA SAPMAYIP, PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)’in GETİRDİĞİ ALLAH YOLU OLAN DOĞRU YOLDA BULUNMALARINA VE İLERLEMELERİNE YARDIMCI OLMAKTIR.
BU DOĞRU YOL İKİ YÖNLÜDÜR:
ALLAH’IN EMRETMİŞ OLDUĞU İBADETLERİ İŞLEMEK VE YASAK ETTİĞİ ŞEYLERİ İŞLEMEMEK..