EVRAD NEDİR ZİKİR İLE EVRAD ARASINDAKİ FARK?

Yazar: Tarih: 23.02.2016 00:00:00

A A A

Îtiyad, alışkanlık hâlinde nâfile olarak devamlı yapılan ibâdet, tesbîh ve duâlaravird (çoğulu evrâd) denilir. İmâm-ı Gazâlî; "Duâ, zikir, Kur'ân-ı kerîm okuma ve tefekkür (mahlûklardaki ve kendi bedenindeki ince sanatları, düzenleri, birbirine bağlılıklarını düşünerek, Allah'ın büyüklüğünü anlaması, insanın günâhlarını hatırlayıp, bunlara tövbe etmesi lâzım geldiğini ibadetlerini ve tâatlerini düşünerek bunlara şükretmesi gerektiğini hatırına getirmesi), sabah namazından sonra, âhiret yolcusu kulun virdi olmalıdır." demiştir. Yine İmâm-ı Gazâlî; "Okunmalarında fazîlet olduğu bildirilen bâzıâyet-i kerîmelerivird edinip, okumak da müstehabtır. Fâtihâ, Âyete'l-Kürsî ve Bekara sûresinin son iki âyeti (Âmener-Resûlü) bunlardandır. Kaylûle (öğleye doğru bir mikdâr uyumak da) gündüz virdlerindendir." demiştir.

            Mâlik bin Dînâr ise şunları söylemiştir: "Bir gece uyuya kaldım ve evradımı yerine getirmedim. Rüyâmda birisi karşıma çıktı ve, okuryazarlığın var mı? dedi. Var, dedim. Şu yazıyı okur musun? dedi ve elime bir kâğıt parçası verdi. Kâğıtta; "Dünyânın geçici ve aldatıcı nîmetleri, ölümsüz olarak yaşayacağın Cennet'in zevk ve safâsından seni alıkoymuştur. Yâni geçici olarak zevk aldığın bu uyku, ebedî seâdetine yarayacak ibâdetine mâni olmuştur. Uyan, namaz kıl ve Kur'ân-ı kerîm oku. Zîra bunlar, uykudan hayırlıdır." yazılıydı."

Evrad u Ezkar Hakkında Orjinal Tesbitler

Hakka hizmet yolunda vazgeçilemeyecek bir enerji kaynağıdır evrad-u ezkar... O tebliğ insanının dolma, şarj olma ameliyesinin en verimli kaynaklarındandır. Kovasını bu kaynaklara doldurma bahtiyarlığına eren talihli gönüller şeytanın ve nefsin hücumlarına karşı, eminler emini olan Rablerinin himayesine sığınmış, hafız-ı hakiki olan Allah azze ve celle’in daire-i kudsiyesine girmiş olurlar.

Ahirzaman hizmetlerinde evrad-u ezkar kesinlikle ihmal edilmemesi gereken varidat kaynaklarıdır :
* “Gece evrad-u ezkar, sabah ve kayluleden sonra kitap okumalı.”
* “Alnı secdeden kalkmayan, evrad düşkünü, gözü yaşlı bir nesil olmalıyız.”
* “Evradın olgunluğu ikindi ile akşam arasındadır. Evradın kudsiyeti akşam ile yatsı arasındadır. Evradın nüfuz ve müessiriyeti seher vaktindedir.”
* “Şayet gençlik evrad-u ezkar mahrum bir halde yetişirse, hizmet ve inkişaf eski yazını kaybeder. Zira tazarru ve niyaz olmayınca benlikler hortlar ve kalbler kaskatı kesilir.” Vehbi Yıldız
* “Evrad u ezkar, dua ve nafile namaz gibi ibadetler sürekli olarak ve ısrarla yerine getirilmeli ki, bizde ikinci bir fıtrat hasıl etsin.”
* “Herkesin hizmet içindeki temsil durumuna göre evrad u ezkarı olmalı.”
* “Mutlaka herkesin evrad u ezkara ayıracağı bir zamanı olmalı ve o bu konuda hiçbir mazeret ileri sürmemelidir.”
* “Yolda okunan evradlar kalbi temayülleri baskı altına alır sizi muhafaza eder.”
* “İbadet ü taat, teheccüd, evrad u ezkarı insanı olma öyle tesirlidir ki, 50 tane kitap okusanız o kadar tesiri olmaz.”
* “İnsanın en faziletli hali Rabbine karşı dua ve niyazda olup Hazreti Peygamberden (aleyhissalatu vesselam) gelen evrad u ezkarla meşgul olduğu halidir.”
* “Gece kalkıp bir iki saat ibadet, Kur’an-ı Kerim’i evrad yapmıyorsanız ikilem içindesiniz demektir. Sizin asıl heyecanınız evde o seccade üzerindeki hayatınızdır.”
* “Dini şevk ve heyecanımızın devamı için evrad-u ezkar çok önemlidir.”
* “Kalbi hayat evrad u ezkarla ayakta durur, evrad u ezkarla pervaz eder evrad u ezkarla çiçek açar.”
* “Geceler evrad u ezkarla aydınlanmalı. Tefekkür ve ibadet hayatında derinleşmeli.”
-İbadette Devam Çok Önemlidir-

“Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılanıdır.”

Konuyla ilgili bazı rivayetleri verdikten sonra, çıkarılan hükümleri kısaca açıklayacağız: (Hadis için bkz. Buhârî, İman 32; Müslim, Müsafirîn 215-218, Münafıkın, 78)

Peygamber Efendimiz buyuruyor: “Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılanıdır.”

“Allah katında amellerin en makbul olanı hangisidir?” diye sorulunca: Peygamber Efendimiz: “Az bile olsa devamlı olanıdır.” buyurmuşlar.

Hazreti Âlkame şöyle demiş: Müminlerin annesi Hazreti Âişe’ye sordum; Resûlüllah’ın günlerden birine özel yaptığı bir şey var mıydı?” Âişe, şu cevâbı verdi: “Hayır! Onun ameli devamlıydı. Resûlüllah’ın yaptığı şeylere hanginiz güç yetirebilir ki.”

Başka bir rivayette Peygamber Efendimiz: “Allah Teâlâ’ya amellerin en makbulü, az da olsa en devâmlısıdır.” demiştir.

Bu ve buna benzer rivayetlerden çıkarılan bazı hükümler:

1- Hadîs-i şerif, muhtelif rivayetleri ile ibadette iktisat gerektiğine delildir. Ve yalnız namaza özel olmayıp, bütün hayırlı amelleri içine alır. İbadette iktisat, devam edebileceğini yapmaktır. Nitekim Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) ’in:

 “Ey cemâat! Siz gücünüzün yettiği işlere bakın” (Müslim, Müsafirin, 215) buyurması da bunu gösterir. Gücünün yetmesinden maksat, zarar gelmemek şartıyla devamlı yapmaktır.

 

2- Hadîs-i şerif, Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ümmetine karşı beslediği kemâl-i şefkat ve merhamete delildir. Çünkü ümmetini onların en çok işine yarayan amellere yâni elemsiz, kedersiz devam edebilecekleri ibâdetlere irşat buyurmuştur. Böyle ibâdetleri ise kalb daha büyük bir neşe ve inşirahla yapar, ibâdet de tam olur. Meşakkatli ibâdetleri yapmak böyle değildir. Onlar dâima bırakılmağa yahut güç hâlle; isteksiz yapılmağa müsaittir. Bu şekilde yapılan ibâdetin ise birçok hayır ve sevabı zayi olabilir. Bundan dolayıdır ki Hazreti Abdullah b. Amr (radiyallahû anh) vaktiyle Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kendisine ibâdeti hafif tutması hususunda vermiş olduğu ruhsatı kullanmadığı için âhir ömründe pişmanlık duymuştur.

3- Hadîs-i şerîf ibâdete devamı teşvik etmektedir. Ve anlaşılıyor ki sürekli yapılan az ibâdet, bir müddet sonra kesilen çok ibadetten daha hayırlıdır. Çünkü sürekli yapılan ibâdet, az bile olsa Allah’a itâat, zikir, murakabe, niyet ve ihlâsı devam ettiriyor demektir. Bu devam sayesinde az amel devam etmeyen çok ameli kat kat geçer.

4- Bu ve buna benzer rivayetler, farz ve vacip olmayan ibadetler için geçerlidir. Çünkü farz ve vacipleri her müslümanın zamanında yapması gerekir.

Kûtu'l-Kulûb sahibi Ebû Talib el-Mekkî, vird hakkında şu bilgiyi vermektedir: "Vird, gece ve gündüzden kula uğrayan ve kulun Allah'a yakınlığını sağlayıcı bir faaliyet için ayırmış olduğu belli zaman dilimlerinin adıdır. Ahiret'te karşısına çıkması için bu vakitte güzel ameller işler. Bu ameller ya farzdır ya da nafiledir. Gece veya gündüzün bir vaktinde bunları yapmayı itiyat hâline getirince bu onun virdi olmuş olur. Vird, dört rekatlık bir namaz veya okunan bir kaç sayfa Kur?ân ya da iyilik ve takvada birine el uzatıp yardım etmek ve benzeri amellerdir. Dolayısıyla, belirlenip devam edilen amele vird denir.

Günlük evrâd üzerinde hassasiyetle duran kesim, en başta tasavvuf ehlidir. Kuşeyrî'nin verdiği bilgiye göre Nasrâbâzî, tasavvufun vazgeçilmez esaslarını sıralarken "vird ve zikre devam etme" maddesini ilave etmiştir. (Kuşeyrî, 173) Aziz Nesefî (700/1300) de, tasavvufî hayatın sekiz edebini sayarken, belli vakitlere tahsis edilen evrâdı ihmal etmemeyi, özellikle tavsiye eder. (Cilî, 181)

Yolculuk gibi sıkıntılı zamanlarda, bekârın evliliğinden sonra, hattâ cephede ve ölüm yatağında dahi günlük evrâdı terk etmemeye özen gösteren sûfîler, feyzin gelmesini belli dualara bağlamışlar, "virdi olmayanın varidi olmaz" demişlerdir.

            Evrâdın, tasavvuf yoluna girmiş müridin kabiliyet ve ruhî durumuna göre tesbit edilmesi, en önemli noktalardan birisidir ve mürşidin görevleri arasındadır.

"Bil ki, Âhiret yolcusu olup Allah için çalışan kimse bu altı durumdan birinde bulunur," diyerek, bu sınıfların virdlerinden söz eder. Ona göre âbid, bütün gününü değişik ibadetlerle geçirmelidir. İlim adamının her türlü ilmî faaliyeti, farzları ve farzlara tabi sünnetleri yerine getirmesi şartıyla, en yüce ve makbul evrâdı oluşturur. Öğrenci için ilim öğrenmek, zikir ve nafilelerle uğraşmaktan önce gelir. İşçinin çalışması, zenaatkârın iş üretmesi de onların evrâdı cümlesinden sayılır, elverir ki farzları ve onlara tabi olan sünnetleri kaçırmasınlar. (Gazalî, 1:450)

 

Evrâdla ilgili vurgulanması gereken noktalardan birisi de, mürşidin kontrolünde vird edinmenin, tasavvuf yoluna intisap etmiş olanlara has olduğu gerçeğidir. Bunun dışında kalanlar, Kur?ân ve Sünnet'in gösterdiği genel çerçeve içinde, bir mürşide intisab etmeden de vird edinme imkânına sahiptirler. Hattâ bunun, her Müslüman için bir gereklilik olduğunu söylemek de mümkündür.

Hadis âlimlerinden Abdüssamed ibn Süleyman, bir hatırasında şunları anlatır: "Ahmed ibn Hanbel'e misafir olmuştum. Odama su koydu. Sabahleyin suyu kullanmadığımı görünce "Virdi olmayan nasıl hadisçi olabilir?" diyerek hayretini ifade etti. Misafir olduğumu söyleyince, "Misafir ol! Mesruk hacca gelmişti, o da misafirdi, ama geceleri sadece secdede uyurdu." dedi.

Tarikat şeyhi olmamasına rağmen, engin bir manevî hayat yaşayan Bediuzzaman Said Nursî, istisnasız her gece virdini okuyunca, günlük çalışmalarının verdiği usanç ve yorgunluktan bir eser kalmadığını ve bunu yüzlerce defa müşahede ettiğini ifade eder.

Said Havva, ortalama bir virdi "gece ibadeti, farzları cemaatle kılma, kuşluk ve revatip sünnetlerini kılma" şeklinde açıklarken (Havva, 170), Fethullah Gülen Hocaefendi de, evrâdı terk etmeyi içte bozulmanın alâmeti sayarak şöyle der: "İçte değişikliğe uğramanın bir diğer emaresi de, evrâd u ezkârı ve günlük hizbimizi okumayı, değişik sâiklerle de olsa terk etmektir. Dine hizmet ediyoruz, koşturuyoruz diye evrâd u ezkâr rafa konmuş durumda. Oysa ki, Tabiûn ve Tebeu't-Tabiin'e baktığımızda, her türlü vazife ve sorumluluklarının yanında evrâdı hiç terk etmediklerini görüyoruz."

Evrad-u ezkar, Hakka hizmet yolunda vazgeçilemeyecek bir enerji kaynağıdır.

O tebliğ insanının dolma, şarj olma ameliyesinin en verimli kaynaklarındandır.

Kovasını bu kaynaklara doldurma bahtiyarlığına eren talihli gönüller, şeytanın ve nefsin hücumlarına karşı eminler emini olan Rablerinin himayesine sığınmış girmiş olurlar.


Ahirzaman hizmetlerinde evradu ezkar kesinlikle ihmal edilmemesi gereken varidat kaynaklarıdır.

 

Evradu ezkar, dua ve nafile namaz gibi ibadetler sürekli olarak ve ısrarla yerine getirilmeli ki,

bizde ikinci bir fıtrat hasıl etsin.


Mutlaka herkesin evrad-u ezkara ayıracağı bir zamanı olmalı

 ve o bu konuda hiçbir mazeret ileri sürmemelidir.


İnsanın en faziletli hali Rabbine karşı dua ve niyazda olup Hz.peygamberden gelen evrad-u ezkarla meşgul olduğu halidir.


Gece kalkıp bir iki saat ibadet, K.Kerim evrad yapmıyorsanız ikilem içindesiniz demektir.

Sizin asıl heyecanınız evde o seccade üzerindeki hayatınızdır.”


 “Dini şevk ve heyecanımızın devamı için

evrad-u ezkar çok önemlidir.”


 “Geceler evrad-u ezkarla aydınlanmalı.

Tefekkür ve ibadet hayatında derinleşmeli.”

 

ZİKİR

Anma, anımsama, ezberleme, hatırlama. Söylenmesi tavsiye edilen Hamd, sena ve dua için kullanılan sözler. Bazı âlimler zikri, insana sevap kazandıran her türlü hareket olarak tarif etmişlerdir.

Zikir, daha çok tasavvufi anlamda kullanılır. Tasavvufta da, Allah'ın yüceliğini dile getirmek ve manevî yetkinliğe ulaşmak amacıyla belli bir söz ya da cümleyi yinelemektir. Yüce Allah'ın bilinen güzel isimleri ve tevhid kelimesi (Lâ ilahe illallah) ile yapılır.

Zikir, "zekere" fiilinin masdarıdır. Aslı "zikr"dir. Türkçede zikir diye kullanılır. Zükr kelimesi ile aynı anlamdadır. Çoğulu ezkar ve zükûr olarak gelir. Zikrâ kelimesi de, zikrin mübalağası olup çok zikretmek demektir.

Zikir, aynı kökten gelen kelimelerle birlikte, Kur'ân'da üç yüz'e yakın yerde geçmektedir.

Yüce Allah Kur'ân'ın çeşitli âyetlerinde Allah'ı zikretmeyi emretmiştir. Bu âyetlerden birinin meali şöyledir: "Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin" (el-Bakara, 2/152).

Yüce Allah bu âyette zikir ile şükrü bir arada anmıştır. Zikir de şükür gibi üç çeşittir. Bunlar, dil, kalb ve beden ile yapılan zikirlerdir. Dil ile zikir. Yüce Allah'ı güzel isimleri ile anmak, O'na hamdetmek, tesbihte bulunmak, Kur'ân'ı okumak ve dua etmektir. Bu çeşit zikri dile getiren birçok âyet vardır.  Bu âyetlerden bazılarının meali şöyledir:

"İşte bu (Kur'ân) da, bizim indirdiğimiz bir zikirdir (öğüttür). Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz?" (el-Enbiyâ, 21/50).

Kalb ile zikir de, Yüce Allah'ı gönülden anmaktır. Bu bir nevi tefekkürdür.

Beden ile zikir ise, vücudun bütün organlarının Allah'ın emirlerini yerine getirmeleri ve yasaklarından sakınmaları ile olur. Bu da kişinin kendi vücudunun organlarını Allah'ın yolunda bulundurması ile mümkündür

"Siz beni ibâdet ve itâatle zikredin ki, ben de sizi rahmetimle zikredeyim. Beni dua ederek zikredin, ben de sizin dualarınızı kabul edeyim. Benim verdiğim nimetleri Hamd ve sena ile zikredin, ben de size nimetlerimi artırayım. Siz beni dünyada zikredin, ben de sizi ahirette zikredeyim... Beni, varlık ve refah içinde olduğunuzda zikredin ki, ben de sizi belâ, musibet ve sıkıntılarınız zamanında zikredeyim... Beni, benim yolumda cihâd ederek zikredin ki, ben de sizi hidâyetimle zikredeyim. Beni sıdk, samimiyet ve ihlas ile zikredin, ben de sizi sıkıntılardan kurtarmak ve bilgi ile ihtisasınızı artırmakla zikredeyim.   Beni Rabbiniz olarak bilip kulluğunuzla zikredin ki, ben de sizi sevdiğim kullarımdan kabul edip sonunda bağışlamakla zikredeyim"

Hz. Muhammed (s.a.s) de, "Zikrin en faziletlisi, Lâ ilahe illallah ve duanın en faziletlisi de elhamdu lillah'dır" (İbn Mâce, Edeb, 25) diyerek, tevhid kelimesi ile zikirde bulunmanın İslâm dinindeki önemini ifade etmiştir. Bilindiği gibi zikirde esas unsur, diğer varlıkları unutarak, hatta yok sayarak Allah'ı anmaktır. Onun için Allah'ın varlığını ve birliğini ifade eden tevhid kelimesi, en güzel zikir olarak kabul edilmiştir. Tevhid kelimesi bir bütün halinde, "La ilahe illallah Muhammedür-rasûlüllah" şeklindedir. Zikirde söylenen la ilahe illallah, tevhid kelimesinin ilk yansıdır. O da iki kısmıdır. Birinci kısmı, cümlenin ilk yarısı olan "La ilâhe"dir. Manası, "hiç bir ilâh yoktur" demektir. Bu olumsuz kısma "nefy" adı verilir. İkinci kısmı ise, "illallah”tır. Manası,"ancak Allah vardır" demektir. Bu kısmın adı ise, "isbaf'tır. Tevhidin bu kısmına tehlil de denir.

Tasavvuf ehline göre, Hz. Muhammed (s.a.s) dört halifeye ayrı ayrı zikri öğretip tavsiye etmiştir. Hz. Ebu Bekir (r.a)'a hafî (gizli) zikri, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye cehrî (sesli) zikri ve Hz. Osman'a da kalbî zikri öğretmiştir

 

Ebu Hüreyre (r.a) bir gün çarşıya gider ve oradakilere şöyle seslenir: "Hz. Muhammed (s.a.s)'in mirası camide taksim edildiği halde, siz buralardasınız!" Çarşıdaki insanlar hemen camiye giderler. Fakat miras diye bir şey göremezler. Ebu Hüreyre'ye gidip şöyle söylerler: "Yâ Ebu Hüreyre, camide taksim edilen herhangi bir miras görmedik." Ebu Hüreyre onlara; "Neyi gördünüz?" diye sorar. Onlar; "Allah'ı zikreden ve Kur'ân okuyan insanları gördük" derler. O zaman Ebû Hüreyre "İşte peygamberin mirası odur" der.

Hz. Muhammed (s.a.s)'in zikrin fazileti ve onun çeşitli günahların affına vesile olduğuna dair söylemiş olduğu daha hayli hadisler vardır.

Meal ve açıklamaları sunulan bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığı gibi zikir, insanı Allah'ın dışındaki varlıkların her türlü kötülüklerini tesirinden muhafaza eder, Allah'a bağlılığını sağlar ve her nevi tevhidi muhafaza eder. Bununla beraber, insanın gönlüne huzur verir, dünya ve ahiretin mutluluğuna kavuşturur.

EVRAD U EZKARLA ALAKALI AYET-İ KERİMELER :

1 BAKARA /32: Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler.

2. BAKARA /152: Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!

3.A'RAF /180: En güzel isimler (el-Esmâü'l Hüsnâ) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.

A'RAF /205–206: Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma. Kuşkusuz Rabbin katındakiler O'na kulluk etmekten kibirlenmezler, O'nu tesbih eder ve yalnız O'na secde ederler.

4.ENFAL /2: Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.

5. ENFAL /45: Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya erişesiniz.

6. YUNUS /87: Zünnûn'u da (Yunus'u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: "Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye niyaz etti.

7 RA'D /13: Gök gürültüsü Allah'ı hamd ile tesbih eder. Melekler de O'nun heybetinden dolayı tesbih ederler. Onlar, Allah hakkında mücâdele edip dururken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Ve O, azabı pek şiddetli olandır.

8. RA'D /28: Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.

9. HİCR /98: Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!

10. İSRA /44: Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.

11. İSRA  /45–46: Biz, Kur'an okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanların araşma gizleyici bir örtü çekeriz. Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen, Kur'an'da Rabbinin birliğini yâd ettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyette, gerisin geri dönüp giderler.

12. İSRA /52: Allah sizi çağıracağı gün, kendisine hamd ederek çağrısına uyarsınız ve (dirilmeden önceki halinizde) çok az kaldığınızı sanırsınız.

13 İSRA  /110: De ki: "İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır." Namazında yüksek sesle okuma; onda sesini fazla da kısma; ikisinin arası bir yol tut.

14. TA-HA /8: Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur.

15. TA-HA /42–43: Sen ve kardeşin birlikte ayetlerimi götürün. Beni anmayı ihmal etmeyin. Firavun'a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı.

16. TA-HA /124–126: Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak hasredeceğiz. O: Rabbim! Beni niçin kör olarak hasrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!, der. (Allah) buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!

17. HACC /35: Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızk olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar.

18.NUR /37: Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.

19. ANKEBUT /45: (Resulüm!) Sana vahy edilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.

20 AHZAB /35: Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar; sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı' kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

21. AHZAB /41–42: Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin.

22. ZÜMER /22: Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa o, Rabbinden bir nûr üzerinde değil midir? Allah'ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.

23. ZÜMER /45: Allah, tek olarak anıldığı zaman, ahirete inanmayanların içlerine sıkıntı basar. Ama Allah'tan başkası anıldığı zaman hemen yüzleri güler.

 24.MÜ'MİN /55: (Resulüm!) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vadi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ile tesbîh et.

25. ZUHRUF /36: Kim Rahman'ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.

26. FETH /9: Ta ki (ey müminler!) Allah'a ve Resulüne iman edesiniz, Resulüne yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah'ı tesbih edesiniz.

27. KAF /40: Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O'nu tesbih et.

28. TUR /48–49: Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O'nu tesbih et.

 29.NECM /29: Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.

30. VAKIA /74: Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et.

31. VAKIA /96: Öyleyse ulu Rabbinin adını tenzih ile an.

32. HADİD /1: Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O, azîzdir, hakîmdir.

33. HADİD/16–17. İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir. Bilin ki Allah, ölümünden sonra yeryüzünü canlandırıyor. Düşünesiniz diye gerçekten, size âyetleri açıkladık.

34. MÜCADELE /19: Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah'ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar.

35. HAŞR /1: Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tesbih etmektedir. O, üstündür, hikmet sahibidir.

36. HAŞR /24: O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun sânını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.

37.SAF /1: Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ı tesbih eder. O, üstündür, hikmet sahibidir.

CUM'A /1: Göklerde ve yerde olanların hepsi mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, aziz ve hakîm olan Allah'ı tesbih eder.

38. CUMA /10: Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağdın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.

39. MÜNAFİKUN /9: Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.

40.TEGABÜN /1: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadir. O her şeye kadirdir.

41. CİN /15–17: Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır. Şayet doğru yolda gitselerdi, onlara bol su verirdik.  Bu hususta kendilerini denememiz için, Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Rabbin) onu gitgide artan çetin bir azaba uğratır.

42. MÜZZEMMİL/8: Rabbinin adını an. Bütün varlığınla O'na yönel.

43. İNSAN /25: Sabah akşam Rabbinin ismini yâdet.

44. A'LA /1–5: Yüce Rabbinin adını, Yaratıp düzene koyan, Takdir edip yol gösteren, (Topraktan) yeşil otu çıkaran, Sonra da onu kapkara bir sel artığına çeviren yüce Rabbinin adını tesbih (ve takdis) et.

45. NASR /3: Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.

EVRAD U EZKARLA ALAKALI HADİS-İ ŞERİFLER

1- Esma Bintu Yezîd Radiyallahu Anha anlatıyor: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Allah'ın İsm-i Âzam'ı şu iki âyettedir:

"İlahınız, tek olan ilahdır, ondan başka ilah yoktur. O Rahman ve Rahîm'dir." (Bakara 163)

Âl-i İmrân suresinin baş kısmı: Elif Lâm Mim. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur, O Hayy ve Kayyumdur" (Al-i İmrân 1-3).

Ebû Dâvud, Salât 358, (1496); Tirmizî Daavât 65, (3472)

2-Hz. Enes Radiyallahu Anh anlatıyor: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle istiâze ederlerdi: "Allah'ım! Aczden, tembellikten, korkaklık­tan, düşkünlük derecesine varan ihtiyarlıktan, cimrilikten sana sığınırım. Keza, kabir azabından sana sığınırım. Haya ve ölüm fitınesinden sana sığınırım."

(Kütüb-ü Sitte 1848 Nolu Hadis)

3-Yine Hz. Enes Radiyallahu Anh anlatıyor: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şu duayı okurlardı: "Allah'ım! Cüzzamdan, barastan, delilikten ve hastalıkların kötüsünden sana sığınırım."

(Kütüb-ü Sitte 1849 Nolu Hadis)

 

4-Abdullah İbnu Amr İbni'l-As Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şu duayı okurlardı: "Allah'ım, huşu duymaz bir kalbten sana sığınırım, dinlenmeyen bir duadan sana sığınırım, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden, bu dört şeyden sana sığınırım." (Kütüb-ü Sitte 1850 Nolu Hadis)

 

5-Ebü Hüreyre Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah A sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Belanın ezmesinden, helakin gelmesinden, kötü kazadan, düşmanların şamatasından Allah'a istiâze edin." (Kütüb-ü Sitte 1851 Nolu Hadis)

6-Yine Ebü Hüreyre Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: "Allahım, şikak ve nifaktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım."

Bir rivayette şöyle denmiştir: "Allahım! Açlıktan sana sığınırım, çünkü o pek fena yatak arkadaşıdır. Hıyanetten de sana sığınırım, çünkü o ne kötü huydur." (Kütüb-ü Sitte 1852 Nolu Hadis)

 

7-Yine Ebü Hüreyre Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Miraç gecesi cinlerden bir ifrit gördüm. Elinde ateşten bir şule olduğu halde beni takip ediyordu. Nazarımı her atışımda onu görüyordum. Cibril AS bana: "İstersen sana bir dua öğreteyim, onu okursan, şulesi söner ve ağzının üstüne düşer" dedi." Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Pekâla!" dedi. Cibril AS de "Şunu oku!" buyurdu:

"Allah'ın kerim olan rızası için, eksiksiz, mükemmel  kelimâtullah hakkı için -ki hiç kimse muttaki olsun, fâcir olsun onu aşıp daha güzelini söyleyemez- (bela olarak) semadan inen, semaya yükselen, (ve ceza  gerektiren) serlerden, yeryüzünde yarattığı serden, yer(in altın)dan çıkan serden, gece ve gündüz fitnelerinden, gece ve gündüz gelen musi-betlerden Allah'a sığınırım. Ey Rahman, hayır getiren hâdiseler hâriç." (Kütüb-ü Sitte 1853 Nolu Hadis)

 8-Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "İki haslet veya iki hallet -vardır ki onları Müslüman bir kimse (devam üzere) söyleyecek olursa mutlaka cennete girer. Bu iki şey kolaydır. Kim onlarla amel ederse, azdır da... Her (farz) namazdan sonra on kere tesbih (sübhânallah), on kere tahmid (elhamdülillah),    on kere tekbir    (Allahu ekber) söylemekten ibarettir."

(Abdullah der ki:) "Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellemin bunları söylerken parmaklarıyla saydığını gördüm. Resulullah devamla buyurdular: "Bunlar beş vakit itibariyle toplam olarak dilde yüzellidir. Mizanda bin beş yüzdür.  "İkinci haslet"  ise yatağa girince Allah'a yüz kere tesbih, tekbir ue tahmid'de bulunmanızdır. Bu da lisanda yüzdür, mizanda bindir. (Her ikisi toplam iki bin beş yüz eder.)"

Resülullah sallallâhu aleyhi ve sellem sözlerine şöyle bir soru ile devam etti:

"Hanginiz bir günde, gece ve gündüz iki bin beş yüz günah işler?"

"Bunları niye söylemiyelim ey Allah'ın Resulü?" dediler. Şu cevabı verdi:

"Şeytan, namazda iken her birinize gelir: "Şunu şunu hatırla" der, ve namazdan çıkıncaya kadar devam eder. (Bu hatırlatmaların neticesi olarak) kişi bu tesbihatı terk bile eder. Kişi yatağına girince de şeytan ona gelir, (zikir yapmasına imkân vermeden) uyutmaya çalışır ve uyutur da." (Kütüb-ü Sitte 1854 Nolu Hadis)

9-İbnu Ebi Evfa Radiyallahu Anh anlatıyor: "Bir adam gelerek- "Ey Allah'ın Resulü! dedi, ben Kur'an'dan bir parça seçip alamıyorum. Bana kifayet edecek bir şeyi siz bana öğretseniz!"

"Öyleyse, buyurdu, Sübhânallah, velhamdülillah, velâ ilahe illallah, vallahu ekber, velâ havle velâ kuvvete illâ billâh. (Allahım seni tenzih ederim, hamdler sana mahsustur. Allah'tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür, güç kuvvet Allah'tandır) de."

"Ey Allah'ın Resulü! dedi, bu zikir Allah içindir. (O'nu senadır), kendim için dua olarak ne söyleyeyim?"

"Şöyle dua et: Allahım bana merhamet et, afiyet ver, hidayet ver, rızık ver!"

Adam (dinleyip, kalkınca) ellerini sıkıp göstererek: "Şöyle (sımsıkı belledim!)" dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bunun üzerine:

"İşte bu adam iki elini de hayırla doldurdu !" buyurdu." (Kütüb-ü Sitte 1855 Nolu Hadis)

10.-Hz. Âişe Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ölümünden önce şu duaları çok tekrar ederdi: "Sübhânallahi ve bihamdihi, estağfirullahe ve etübu ileyh. (Allahım seni hamdinle tesbih ederim, mağfiretini diler, günahlarıma tevbe ederim.)" Ben kendisinden bunun sebebini sordum. Şu açıklamayı yaptı:

"Rabbim bana bildirdi ki, ben ümmetim hakkında bir alamet göreceğim. Ben onu görünce Sübhânallahi ve bihamdihi, estağfirullahe ve etübu ileyh zikrini artırdım. Bu gördüğüm, İzâ câe nasrullahi ve'l-fethu. süresidir. "(Kütüb-ü Sitte 1856 Nolu Hadis)

11-Ebu Hüreyre Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Sübhânallahi, velhamdu lillahi, velâ ilahe illallâhu vallâhu ekber (Allah'ı tesbih ederim, hamdler Allah'adır, Allah'tan, başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür) demem, bana, üzerine güneşin doğduğu şeyden (dünyadan) daha sevgilidir." (Kütüb-ü Sitte 1857 Nolu Hadis)

12-İbnu Mes'ud Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Miraç sırasında İbrahim Aleyhisselam'la karşılaştım. Bana:

"Ey Muhammed, ümmetine benden selam söyle. Ve haber ver ki: Cennetin toprağı temiz, suyu tatlıdır. Burası (suyu tutacak şekilde) düz ve boştur. Oraya atılacak tohum da sübhânallah, velhamdülillah, ve lâilâhe illallah, vallahu ekber cümlesidir." (Kütüb-ü Sitte 1858 Nolu Hadis)

13-Hz. Ebu Bekri's-Sıddikin âzadlısı Yüseyre Radiyallahu Anh -ki ilk muhacirlerden idi- anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize dedi ki: "Size tesbih, tehlil, takdis, tekbir çekmenizi tavsiye ederim. Bunları parmaklarla sayın. Zira parmaklar (Kıyamet günü nelerde kullanıldıklarından) suale maruz kalacaklar ve konuşturulacaklardır." (Kütüb-ü Sitte 1859 Nolu Hadis)

14-Hz. Ebu Bekri's-Sıddik Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "İstiğfar eden kimse günde yetmiş kere de tevbesinden dönse günahta musir sayılmaz." (Kütüb-ü Sitte 1860 Nolu Hadis)

15-el-Eğarru'l-Müzeni Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Şurası muhakkak ki, bazan kalbime gaflet çöker. Ancak ben Allah'a günde yüz sefer istiğfar eder (affımı dilerim)." (Kütüb-ü Sitte 1861 Nolu Hadis)

16-Buhâri ve Tirmizi'de gelen bir rivayette Hz. Ebu Hüreyre Radiyallahu Anh diyor ki: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i işittim, demişti ki: "Allah'a kasem olsun, ben günde Allah'a yetmiş kere istiğfar ediyorum, tevbede bulunuyorum." (Kütüb-ü Sitte 1863 Nolu Hadis)

17-Hz. Ebu Hüreyre Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Kim: "Lâ ilâhe illallâhu vahdehu la-şerike leh, lehu'l mülkü ve lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadir" duasını bir günde yüz kere söylerse, kendisine on köle âzad etmiş gibi sevab verilir, ayrıca lehine yüz sevab yazılır ve yüz günahı da silinir. Bu, ayrıca üç gün akşama kadar onu şeytana karşı muhafaza eder. Bundan daha fazlasını okumayan hiçbir kimse, o adamınkinden daha efdal bir amel de getiremez. Kim de bir günde yüz kere "Sübhânallahi ve bihamdihi" derse hataları dökülür, hatta denizin köpüğü kadar (çok) olsa bile." (Kütüb-ü Sitte 1865 Nolu Hadis)

18-Hz. Ömer Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Kim çarşıya girince "Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerike leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyi ve yümitü ve hüve hayyün lâ yemütü bi-yedihi'l-hayr ve hüve ala külli şey'in kadir." (Allah'tan başka ilah yoktur, tekdir, ortağı yoktur, mülk ve hamd ona aittir. Hayatı o verir, ölümü de o verir. Kendisi hayattârdır, ölümsüzdür. Hayırlar O'nun elindedir. O her şeye kâdirdir) duasını okursa Allah ona bir milyon sevab yazar, bir milyon da günah affeder ve mertebesini bir milyon derece yüceltir."

Bir rivayette, üçüncü mükâfata bedel, "Onun için cennette bir köşk yapar" denmiştir." (Kütüb-ü Sitte 1866 Nolu Hadis)

19-Hz. Ebu Hüreyre Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "İki kelime vardır, bunlar dile hafif, terazide ağır, Rahmân'a da sevgilidirler: "Sübhânallahi ve bihamdihi, Sübhânallâhi'l-azim." (Allahım seni hamdinle tesbih ederim, yüce Allahım seni tenzih ederim) kelimeleridir." (Kütüb-ü Sitte 1868 Nolu Hadis)

20-Yine Ebu Hüreyre hazretleri Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Lâ havle ve lâ kuvvete illa billah. (Güç de kuvuet de ancak Allah'tandır) sözünü çok tekrar edin."

Mekhül dedi ki: "Kim bunu der ve sonra da: "Allah (in   gazabın)dan   ancak   O   (nun   rahmeti)'na   iltica etmekle kurtuluşa erilebilir" derse, Allah ondan yetmiş çeşit zararı kaldırır ki bunların en hafifi fakirliktir." (Kütüb-ü Sitte 1869 Nolu Hadis)

 

HZ. PEYGAMBER'E SALAVÂT

 

21-Ebu Mes'ud el Bedri Radiyallahu Anh anlatıyor: "Biz Sa'd İbnu Ubâde'nin meclisinde otururken Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza geldi. Kendisine, Beşir İbnu Sa'd: "Ey Allah'ın Resulü! Bize Allah Teâla Hazretleri, sana salât okumamızı emretti. Sana nasıl salât okuyabiliriz?" diye sordu. Efendimiz şu cevabı verdi:

"Şöyle söyleyin: "Allahümme salli ala Muhammedi'n ve ala âl-i Muhammed, kema salleyte ala İbrahime ve bank alâ Muhammedi'n ve ala âl-i Muhammedi'n kemâ bârekte ala al-i İbrahime inneke hamidun mecid. (Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in âline rahmet kıl, tıpkı İbrahim'e rahmet kıldığın gibi. Muhammed'i ve Muhammed'in alini mübarek kıl. Tıpkı İbrahim'in âlini mübarek kıldığın gibi."

 

Kab İbnu Ucre'den gelen bir rivayet de şöyle: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza gelmişti: "Ey Allah'ın Resulü, dedik, sana nasıl selam vereceğimizi öğrendik. Ama, sana nasıl salât okuyacağız (bilmiyoruz)? " "Şöyle söyleyin! dedi:

"Allahümme salli ala Muhammed'in ve ala al—î Muhammedi'n kema salleyte ala İbrâhime inneke hamidun mecid. Allahümme barik ala Muhammedin ve ala âl—i Muhammed, kemâ bârekte ala âli İbrâhime inneke hamidun mecid." (Kütüb-ü Sitte 1870 Nolu Hadis)

22-Hz. Enes Radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Kim bana (bir kere) salât okursa Allah da ona on salât okur ve on günahını affeder, (mertebesini) on derece yükseltir."

Yine Nesâide Ebu Talha Radiyallahu Anh'dan gelen bir rivayet şöyle: "Bir gün Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, yüzünde bir sevinç olduğu halde geldi. Kendisine:

"Yüzünüzde bir sevinç görüyoruz!" dedik.

"Bana melek geldi ve şu müjdeyi verdi: "Ey Muhammed! Rabbin diyor ki:  "Sana salavat okuyan herkese benim on rahmette bulunmam, selam okuyan herkese de benim on selâm okumam sana (ikram olarak) yetmez mi?" (Kütüb-ü Sitte 1871 Nolu Hadis)

 

23-İbnu Mes'ud Radiyallahu Anh anlatıyor: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salavât okuyandır."

Yine Tirmizi'de Hz. Ali Radiyallahu Anh'den kaydedilen bir rivayette şöyle denir: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Gerçek cimri, yanında zikrim geçtiği halde bana salavât okumayandır." (Kütüb-ü Sitte 1872 Nolu Hadis)

24-Hz. İbnu Mes'ud Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Yeryüzünde Allah'ın seyyah melekleri vardır. Onlar ümmetimin selâmını (ânında) bana tebliğ ederler." (Kütüb-ü Sitte 1873 Nolu Hadis)

 

25-Yine Ebu Hüreyre Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Kim bir yere oturur ve orada Allah'ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise Allah'tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar, orada Allah'ı zikretmezse, ona Allah'tan bir noksanlık vardır. Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allah'ı zikretmese, Allah'tan ona bir noksanlık vardır."

 

26-Hz. Muaz İbnu Cebel Radiyallahu Anh anlatıyor: "Kul, kendini Allah'ın azabından kurtarmada zikrullahtan daha müessir bir ameli işlememiştir." (Kütüb-ü Sitte 1922 Nolu Hadis)

 

 

            27-Abdurrahmân İbnu Abdi'l-Kârî (rahimehullah) anlatıyor: "Ömer İbnu'l-Hattab Radiyallahu Anh'ın şöyle söylediğini işittim: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Kim geceleyin hizbini veya hizbinden bir kısmı okumadan uyursa bunu sabah namazı ile öğle namazı arasında tamamlasın. Bu takdirde, sanki gece (mütad vaktinde) okumuş gibi aynı sevaba nail olur." (Kütüb-ü Sitte 920 Nolu Hadis)

 

            28- Hz. Ebu Hureyre Radiyallahu Anh anlatıyor: "Resûlulah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever."

Bir rivayette: "Kim o isimleri sayarsa cennete girer" buyurmuştur. Buhârî hadisi bu lafızla tahric etmiştir. Müslim'de "tek" kelimesi yoktur.

Buhârî, Daavât 68; Müslim, Zikr 5, (2677); Tirmizî, Daavât 87, (3502).

 

Tirmizînin rivayetinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Allah'ın isimlerini şöyle yazdı:

 

"O Allah ki O'nda başka ilâh yoktur. Rahman'dır. Rahim'dir. El-Meliku'l-Kuddûsu, es-Selâmu, el-Mü'minu, el-Müheyminu, el-Azîzu, el-Cebbâru, ei-Mütekebbiru, el-Hâliku, el-Bâriu, el-Musavvihu, el-Gaffâru, el-Kahhâru, el-Vehhâbu, er-Rezzâku, el-Fettâhu, el-Alîmu, el-Kâbizu, el-Bâsitu, el-Hâfidu, er-Râfiu, el-Muizzu, el-Müzillu, es-Semîu, el-Basîru, el-Hakemu, el-Adlu, el-Latîfu, el-Habîru, el-Halîmu, el-Azîmu, el-Gafûru, eş-Şekûru, el-Aliyyu, el-Kebîru, el-Hafîzu, el-Mukîtu, el-Hasîbu, el-Ce(îlu, el-Kerîmu, er-Rakîbu, el-Mucîbu, el-Vâsiu, el-Hakîmu, el-Vedûdu, el-Mecîdu, el-Bâisu, eş-Şehîdu, el-Hakku, el-Vekîlu, el-Kaviyyu, el-Metînu, el-Veliyyu, el-Hamîdu, el-Muhsî, el-Mubdiu, el-Muîdu, el-Muhyi, el-Mümîtu, el-Hayyu, el-Kayyûmu, el-Vâcidu, el-Mâcidu, el-Vâhidu, el-Ahadu, es-Samedu, el-Kâdiru, el-Muktediru, el-Muahhiru, el-Evvelu, el-Âhiru, ez-Zâhiru, el-Bâtinu, el-Vâli, el-Müte'âli, el-Berru, et-Tevvâbu, el-Müntekimu, el-Afuvvu, er-Raûfu, Mâliku'l-Mülki, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksitu, el-Câmiu, el-Ganiyyu, el-Muğnî, el-Mânf, ed-Dârru, en-Nâfiu,en-Nûru, el-Hâdî, el-Bedîu, el-Bâki, el-Vârisu, er-Reşîdu es-Sâbüru." İsimleri bu şekilde, sâdece Tirmizî saymıştır.

Kur'anda çok âyetlerde tavsiye edilen zikr-i İlahî ile insanın kalb ve ruhu inkişaf eder ve iç âlemi nurlanır. Enaniyet ve nefsanî hislerin hâkimiyeti önlenir. Evet, nasılki tohum olacak bir habbenin kalbi, yani içi delindiği zaman, elbette sünbüllenip neşv ü nema bulamaz; ölür gider. Kezalik ene ile tabir edilen enaniyetin kalbi, Allah Allah zikrinin şua ve hararetiyle yanıp delinirse, büyüyüp gafletle fir'avunlaşamaz ve Hâlik-ı Semavat ve Arz'a isyan edemez. O zikr-i İlahî sayesinde ene mahvolur.

Zikir bütün ibâdetlerin özüdür ve bu özün özü de Kur'ân-ı Kerîm'dir. Ondan sonra da, Hazret-i Sâhib-i Şeriat'tan sâdır olan nurlu sözler gelir.

Cehrî, hafî her şekliyle zikir, duygu, düşünce ve şuur çevresinde halkalanan ziyâ-i sübuhât-ı vechin bedene taşınması ve ruha mâl edilmesi ameliyesidir.

Zikir, Cenâb-ı Hakk'ın gizli-açık nimetleri karşısında O'nu ins-cin herkese ilân etmenin unvanıdır. Bu ilân kesildiği an yeryüzü ve ondaki varlıkların da hikmet-i vücudu kalmaz. Peygamber beyanıyla -aleyhi ekmelü't-tehâyâ- yeryüzünde "Allah Allah" diyenlerin kalmayışı Kıyametin kopmasıyla irtibatlandırılmıyor mu?..

Hangi şekliyle olursa olsun "zikrullah" yolu Hakka ulaşma yollarının en kavîsi ve en emînidir. O olmadan Hakk'a vuslat zordur. Evet, vicdanların şuurla O'nu anması,   letâifin O’na dem tutması ve lisânın bu armoniye tercüman olması sonsuzluk yolunun yolcuları için ne tükenmez bir zad u zahîre ve ne bereketli bir kaynaktır!

Zikrullah, kurbet helezonunda bir seyahattir; dil, duygu, gönül bir koro teşkil edip de Allah'ı anmaya durdu mu insan bir anda kendini sırlı bir asansör içinde bulur ve bir lahzada ruhların uçuşup durduğu iklime ulaşır. Ulaşır da gök kapılarının aralığından neler neler seyreder!

 

Zikrullahın muayyen bir vakti yoktur. Namaz bütün ibâdetlerin pîri ve din sefinesinin direği olduğu hâlde belli zamanlarda edâ edilir ve edâ edilmesi caiz olmayan vakitler de vardır.

Zikrullah ise, zamanın her diliminde serbest dolaşıma sahiptir ve herhangi bir hâl ile de mukayyet değildir. " -On\ar Allah'ı ayakta, oturarak, hatta yan gelip yatarken de anarlar" (Âl-i îmrân, 3/191) fehvasınca, ne zaman itibariyle ne de hâl itibariyle zikrullah'a tahdid konmamıştır.

Kitab, sünnet ve selef-i salihînin eserlerinde, zikrullahdan daha fazla birşeye tergîb ve teşvîk yapıldığını hatırlamıyorum. Namazdan, cihada kadar o, her ibadetin içinde can gibidir, kan gibidir.

Ancak, herkesin zikri, zikredilenin onun duyguları üzerinde te'siri ölçüsündedir ki; sofiler buna "müşahede" veya "huzur-u kalb" derler. Bazıları, Cenâb-ı Hakk'ı anarak bir sırlı yol ile kalbinde O'na ulaşır. Bazıları da vicdanlarında O'nu "kenzen" bilir ve derûnlarındaki nokta-i istinat ve nokta-i istimdat sayesinde sürekli maiyyette olur. Bu seviyenin insanları için her yeni anış, bir inkıta vesilesi olması itibariyle cehalettir. " - Allah biliyor ki ben O'nu şimdi anmıyorum, anmak ne demek, ben O'nu hiç unutmadım ki..!" sözü de bu anlayıştaki insanların düşüncelerini ifâde etmek için sadır olmuştur.