ZİKİRİN FAZLASI ZARAR MI ?

Yazar: Tarih: 13.02.2016 00:00:00

A A A

Zikir nedir?.. Zikir bir ibadettir. Çok kolay bir ibadettir. Hasta olan da yapabilir, ihtiyar olan da yapabilir, yatalak olan da yapabilir, felçli olan da yapabilir... Yeter ki aklı olsun. Aklı varsa zikri yapabilir. Çok kolay bir ibadettir, Kolay olmasının aksine, sevabı çoktur.

Bir kere bile Allah demenin sevabı çok... Lâ ilâhe illallah demenin sevabı çok... Estağfirullah demenin sevabı çok... "Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammed" demenin sevabı çok...

Bunlar hakkında yüzlerce hadis-i şerif var... Sevabının çok olduğu kesin... Peygamber Efendimizin zikre ne kadar düşkün olduğunu birçok hadis-i şeriflerde görmek mümkün...

İlk başta delil olarak gösterilen ayet-i kerime,

 “Allah’a teslim olan erkekler ve teslim olan kadınlar, İslâm dinine iman eden erkekler ve iman eden kadınlar, taate devam eden erkekler ve taate devam eden kadınlar, dürüst erkekler ve dürüst kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, hayır yolunda infak eden erkekler ve infak eden kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve çok zikreden kadınlar var ya, işte Allah onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”  (Ahzab-35)

“Ey îman edenler, Allâhı çok zikredin.”

“Sabah ve akşam O'nu tesbîh edin.” (Ahzab-41-42)

“Ey îman edenler, sizi ne mallarınız, ne evlâdlarınız Allahın zikrinden alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. “  (Münafikun-9)

Tesbih de bir çeşit zikirdir, "Sübhânallah" demektir. Allah'ı çok zikredin, çok tesbih edin diye bildiriyor.

Sonra, sevdiği kulları, çok büyük mükâfatlar verdiği kulları anlatan bir ayet-i kerime var; şöyle başlıyor:

(İnnel müslimîne vel müslimât)

 [Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar...] diye başlıyor.

En sonunda da;

 (Vez zâkirînallàhe kesîran vez zâkirât)

  "Allah'ı çok zikreden beyler ve çok zikreden hanımlar...”

   (Eaddallàhu lehüm mağfireten ve ecran azîmâ.)

Allah bunlara çok büyük ecirler hazırlamıştır, mağfiretine mazhar edecektir. Affettiği kulları arasına bunları dahil edecektir." diye bildiriliyor.

Demek ki, zikir Kur'an-ı Kerim'de seksen küsur yerde emredilen bir ibadettir. Kolay bir ibadettir, sevabı çok olan bir ibadettir. Şerefi çok büyük bir ibadettir. Çünkü sen Allah'ı zikrettikçe, Allah da seni zikreder. Düşünebiliyor musun ki, kâinatı yaratan, âlemlerin Rabbi seni zikrediyor. Allahın bir kulu zikretmesi onun için hem çok büyük şereftir...

                Zikir bütün Müslümanların yapması lâzım olan bir vazifedir. Biz Müslümanlığı tam yapmak isteyen insanlar olduğumuz için, zikir vazifesini de ihmal etmeyelim. (inşallah)

                Bir de zikrin sevabı çok olduğundan, zikreden insanların kazancı birden büyüyor. Allah'ın sevgili kulu olması için bu, hızla mümkün oluyor.

İnsan Allah'ın sevgili kulu olmak için ne yapacak?.. Allah (c.c.) Kudsi Hadis-i şerifte bildiriliyor ki:

"Kulum bana farz ibadetlerini yaptıkça, ben o kulumu iyi bir kul olarak sayarım, severim. Nafile ibadetleri yaptıkça da, kulum bana yakınlaşmaya devam eder."

           Yâni farzlardan ayrı fazîlet babından ibadetleri yapa yapa kulum bana yakınlaşmaya devam eder. Yâni Cenâb-ı Mevlâya ulaşmaya doğru bir gidiş var... Nihayet ben o kulumu severim."

                Nafile ibadetleri yapa yapa nihayet Allah o kulu seviyor. Sevdiği zaman evliyası oluyor işte... O zaman kerametleri, her şeyi oluyor.

İşte Allah'ın o rızasını kazanmak için, en kestirme yol, en çok sevap kazanma şekli zikirdir. Onun için, zikir vazifelerimizi yapacağız.

Her gün zikirlerimiz olacak. Niye her gün... Çünkü, zikir dervişin gıdasıdır. Derviş mânevî gıdasını zikirden alır. İnsan yemek yemediği zaman halsiz düştüğü gibi, gıda aldığı zaman kuvvetlendiği gibi, derviş de zikirle kuvvetlenir.

 

Hak dostlarının temel prensiplerinden birisi de zikirde mürşidin tespit ettiği sayıya dikkat etmek, ölçüyü korumak, usule uymak, gerçek hedefe yönelmek ve böylece kalbi uyandırıp Yüce Allah ile huzura ulaşmaktır. Kısaca usulünce ilacı içip şifa bulmaktır.

Her işte usül esastır. Usül işin temelidir. Arifler şu prensipte söz birliği etmişlerdir: “Usülsüz vusül olmaz.” Yani, usûle uymayan hedefe ulaşamaz.

Bu yolda hedef Yüce Allah’tır. Usül ise edebe uymaktır. Edep, lazım olanı yapmaktır. Bu yolda neyin lazım olduğunu rehber belirler. Rehber Kur’an ve Sünnet’tir. Âlimler Kur’an ve Sünnet’in tercümanıdır. Yolcuya düşen rehberine uymaktır.

Arifler vukuf-i adedî prensibini Kur’an ve Sünnet’ten almışlardır. Onunla hak yolcularına bir çok edep ve usul öğretmişlerdir. Bu usûller delil ve tecrübeye dayanır.

                Bu prensibin izahı içinde şu sorulara cevap bulacağız:

GENEL ZİKİR, ÖZEL ZİKİR

Zikirde sayı önemli midir? Herkes istediği şekil, usul ve sayıda Yüce Allah’ı zikredemez mi? Gaye sayı mıdır, zikir midir? Zikirden gaye nedir? Mürşidlerin belirlediği zikrin dışına çıkan bir mürid niçin zarar görür? Çok zikirden zarar gelir mi? Farklı zikir yapan çarpılır mı? Zikir çekmeyen terbiye olmaz mı? Zikir vazifesi ne zaman biter?

Zikir, genel ve özel olarak iki şekilde yapılabilir. Genel zikir bir zaman ve sayı belirlemeden günlük yaşantı içinde devamlı zikir ve fikir halinde olmak ve kalben Allahu Tealâ ile huzur halini muhafaza etmektir.

Bu herkesin ilâhi sevgisine, ilmine, terbiyesine, tefekkür kabiliyetine ve manevi nasibine göre değişir. Yatarken, kalkarken, yerken, içerken, vasıtaya binerken, eve, camiye, işyerine girip çıkarken, bir işe başlarken, acı-tatlı olaylarla karşılaşıldığında öğretilen zikirleri yapmak bu kısma girer. Bu tür zikirler günlük virdden ayrıdır, yapılan amelin edebidir.

Özel zikir ise zamanı, sayısı ve şekli belirlenerek yapılan zikirlerdir. Bunların bir kısmını Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz öğretmiştir. Bize onları öğretildiği gibi yapmak düşer. Fayda ve fazilet bundadır. Aksini yapan hayırdan mahrum olur, vebale girer, zarar eder.

ŞEKİL ve SAYILAR NEDEN ÖNEMLİ?

Mesela, Efendimiz s.a.v. farz namazlardan sonra otuzüç’er defa “sübhanellah”, “elhamdülillah” ve “Allahu ekber” zikirlerinin yapılmasını ve bunun “lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh” zikriyle yüze tamamlanmasını tavsiye buyurmuştur. Buna aynen uyulmalıdır. Bu zikirler namazın peşinden yapıldığında sayısı bellidir. Bu sayıdan az veya çok yapmak uygun değildir. Onları otuzbeşe çıkaran kimse zarar ettiği gibi, otuzikide bırakan da zarardadır.

Bazı zikirlerde fazilet sayıya bağlanmıştır. Sayıyı korumayan kimse fazileti kaçırır. Yüce Allah’ı zikirden zarar olmaz diye bu sayıyı artırmaya çalışmak doğru değildir. Bu, şeytanın oyunudur. Çünkü şeytan kula emredilen bir ibadeti hepten terk ettiremezse, onu istenenden az veya çok yaptırarak faziletini yok ettirir. Kulluğun esası, Allah ve Rasülü tarafından istenileni yapmaktır.

Dinimizin vaktini, şeklini ve rekâtlarını belirlediği namazlar da bu kısma girer. Onlarda kendi akıl ve tercihimizle artırma, eksiltme yapamayız. Ezan, kamet, teşrik tekbirleri, telbiye gibi şekli belirtilen zikirler de böyledir.

VİRD NEDİR?

Özel zikirlerin bir kısmı âlim ve ariflerce tespit edilmiştir. Bu tür zikirler, yapanların tercihine bırakılmıştır. Onlar, “Allah’ı çokça zikredin” emrine girer. Bu zikirlerin zamanı, sayısı, şekli ve yapılma usulü ariflerin içtihadına dayanmaktadır. Terbiye sahasında müçtehid olan kâmil mürşidlerin içtihat yetkisi vardır. Onlar bu zikirleri bir delil, müşahede ve tecrübeyle ortaya koymuşlardır. Tasavvuf terbiyesinde işte bu zikre “vird” denir. Vird, her gün belirli zaman dilimi içinde yapılmak üzere belirlenmiş vazifelerdir. Bunlar, “Allah”, “lâ ilâhe illallah” gibi zikir lafızları yanında, namaz, Kur’an, salât u selam, tefekkür, murakabe ve rabıta gibi vazifelerdir.

 Bu vazifeler dinin övdüğü zikirler ve ameller içinden seçilmiştir. Onları ya ehli olan bir kimse kendi başına seçip uygular. Ya da bu vazifeler bir ehil mürşide tabi olunarak onun nezaretinde yapılır.

Bu zikirleri tek başına yapan kimse âlim, arif, kâmil ve tecrübeli olmalıdır. Yoksa işi zor, tehlikesi çok olur. Çünkü zikirler farklı faydaları ve neticeleri olan ilaçlar gibidir.

Ehil olmayan kimse kalbe ilaç olacak zikri seçerken yanılabilir, uygulamada yanlışlık yapabilir, sırayı karıştırabilir. Ayrıca, tek başına çekilen bir zikre şeytan müdahele edip edebini çiğnetebilir, safiyetini bozabilir, hedefini değiştirebilir.

Kâmil bir mürşidin terbiyesine giren kimse ise bu tür durumlarla yalnız değildir. Kâmil mürşid, manevi hastalıklarda mütehassıs doktordur. O, hangi manevi hastalığa ne tür bir zikrin ilaç olacağını bilir.

Günlük vird ilaç gibidir. Bu ilacın ne zaman ne kadar alınacağını manevi doktor olan mürşid belirler. Hastaya ilacı reçeteye uygun olarak içmek düşer. Kâmil mürşid, vird verdiği kimseye sevgi ve feyiz de verir. Onu kontrol eder. Dua ile destekler. Şeytanın tuzaklarını tanır, hilelerini bilir. Onun zikri kullanıp müridi düşürebileceği benlik, ibadetine güvenme, insanları küçük görme, Allah rızasını unutup keşif keramet gibi şeylere yönelme tehlikelerine karşı tedbir alır.

Mürşidin feyzi ve faydası müritteki samimiyet, itaat, gayret ve edebe bağlıdır. Mürşidin verdiği zikri beğenmeyen, onu yeterli görmeyip az veya çok bulan, başka zikirlere heves eden kimse, gizli bir muhalefet içindedir. Bunda ayrıca mürşidine karşı bir itimatsızlık ve ciddiyetsizlik mevcuttur.

Bu durumdaki bir kimsenin mürşidden alacağı feyzi kesilir, kalbi karışır, terbiye yolu tıkanır, amel aşkı söner, hizmet heyecanı biter. Eğer durumunu mürşidi ile istişare etmez ise, bir zaman sonra onu terk eder; aklı, nefsi ve şeytanı ile baş başa kalır.

 

FAZLA ZİKİR ZARAR MI?

 

Mürşid terbiyesine giren bir kimse, günlük zikrini mürşidinden almalı, bununla birlikte başka zikir istiyorsa onu da mürşidi ile belirlemelidir.

Kâmil bir mürşidin tavsiye ettiği zikirlerle yetinmeyip, güzeldir, sevaptır diye kendi başına başka zikirler bulan ve uygulayan kimse, bir çeşit bid’at işlemiştir. Bu bid’at yola ve usule aykırı davranmak ve onda olmayan şeyler icat etmektir. Böyle bir davranış yolu bozar, feyzi keser, sahibini vebale sokar. Bu, zikir çekmenin değil, mürşide muhalefet etmenin ve usule aykırı gitmenin cezasıdır. 

 

Eğer mürşid müride vird olarak gizli zikir vermişse, bununla yetinmek gerekir. Açık zikirde fazilet ve sevap vardır diye kendi başına açık zikir yapmamalıdır. Mürşidi tarafından kendisine açık zikir tavsiye edilen bir müridin durumu da aynıdır. O da mürşidinden izinsiz kendi başına gizli zikir çeşidine yönelmemelidir. Eğer zikrin sayı, şekil ve usulünde bir değişiklik gerekirse bunu mürşidiyle yapmalıdır. Çünkü bunun gerekip gerekmediğini mürşid bilir.

Yapılan bir işin hayır olması için niyet gibi amelin de ilme, edebe ve usule uyması gerekir.

 Şu örneği iyi düşünelim:

Tabiûn alimlerinden Said b. Müseyyeb rh.a., bir adamın ikindi namazını kıldıktan sonra, iki rekat daha namaz kıldığını gördü. Adamı bu vakitte nafile namaz kılmaması için uyardı.

Adam:

- Ey Ebu Muhammed! Namaz kıldığım için Allah beni cezalandırır mı? diye sordu. O:

- Namaz kıldığın için değil de, sünnete aykırı hareket ettiğin için cezalandırır, dedi. (Darimî, Mukaddime, 39)

 

Bu örnekte olduğu gibi, insan farklı bir zikir çektiği için çarpılmaz; ancak önündeki mürşidinin emrini hafife aldığı ve onun gösterdiği yola ters hareket ettiği için zarar görür. Yapılan iş bir çeşit zikir de olsa, usule uymazsa güzel bulunmaz. 

 

                ZİKİRDE ASIL HEDEF

Arifler, zikirde verilen sayıya dikkat etmekle birlikte, asıl hedefin sayı değil, kalp huzuru ve ahlâk güzelliği olduğunu belirtmişlerdir. Büyük veli Alauddin Attar k.s. zikirden maksadın ne olduğunu şöyle açıklar:

“Zikirde sayının çok olması önemli değildir. Asıl önemli olan, kalbin zikrettiği Yüce Rabbi ile huzur bulmasıdır. Zikrin fayda vermesi ve kulda eserini göstermesi için bu gerekir. Zikrin tesiri önce kalpte, sonra bedende olur. Gerçek zikir kalpte Allah’tan gayri her şeyi siler, temizler. Kalpte ilâhi cezbe, aşk, tecelli ve birlik hasıl olur. Bu zikir sayesinde insan ilâhi tecellilere ulaşır, marifete erişir, ilm-i ledün sahibi olur.”

Nakşî yolunun piri Şah-ı Nakşibend k.s. de vukuf-i adedîyi ledün ilminin başlangıcı görür ve der ki: “zikri bu usul üzere çekenler, bütün benliklerinde Yüce Allah’ın azametini hissederler, O’nun tecellilerini bütün eşyada müşahede ederler.”

Bu neticeye uygun olarak arifler zikri tek sayılar üzerinde yapmayı tavsiye ederler. Mesela bir nefeste üç, beş, yedi veya yirmi bir kere zikretmeli, zikri tek sayılarda bitirmelidir.

NE ZAMANA KADAR ZİKİR?

Arifler der ki: Zikrin sayısı ve şekli değişebilir, fakat kuldan hiçbir zaman zikir vazifesi düşmez. Bu vazife ölene kadar sürer. Berzah ve ahiret âleminde de devam eder. Ayrıca, zikir ne kadar yüksek olursa olsun, kuldan hiçbir ibadeti düşürmez. Gerçek zikir, ibadetlere lezzet katar, kalbi destekler, kulu istikamet üzere tutar.

Bazıları, her şey zikirden ibarettir diyerek, bütün ibadetleri terk etmişlerdir. Bu büyük bir hatadır.

Böyle düşünmek haramdır. ‘Biz zikir ile ulaşacağımız yere ulaştık, artık namaz, oruç, hac gibi ibadetlere gerek yok. Haramlar da bize zarar vermez, asıl hedef kalp huzurudur’ diyenlere büyük veli Cüneyd-i Bağdadi k.s. şu cevabı vermiştir:

- Evet ulaştılar, ama cehennem ateşine! (İbnu Acibe, İkazu’l-Himem)

Şu uyarı da onun:

“İşin başında Allah ile arasındaki hukuku sağlam ve güzel yapmayan kimse, manen ilerleyemez.

Bu vazifelerin başında farzları yapmak, haramlardan kaçınmak, günlük virdlere devam etmek, fazilet olan işlere sarılmak, şüphelerden kaçınmak gelir. Kim bunları yerine getirirse, bundan sonrasını Allah kendisine ikram eder.” (Hânî, el-Kevakibü’d-Dürriyye)

Büyükler, “kim mürşidinin sırrına ulaşmak istiyorsa virde sarılsın. Çünkü mürşidin sırrı onda gizlidir,” demişlerdir.

Bir adam Cüneyd-i Bağdadi k.s.’nin elinde tesbih gördü. Hayret etti ve: “Sen bu derece yüksek şeref ve makam sahibi bir insan iken, hâlâ elinde tesbih mi taşıyorsun?” diye sordu. Büyük arif adama döndü ve dedi ki:

- Evet tesbih taşıyorum. O benim bu makamlara ulaşma sebebimdir. Onu hiçbir zaman terk etmem.” (İkazu’l-Himem)

Sabit el-Benanî k.s.’nin oğlu anlatır:

Vefatı yaklaştığında babamın yanına vardım. Kendisine kelime-i tevhidi telkin etmek istedim. “Babacığım lâ ilahe illallah de!” diye hatırlatmada bulundum. Bana dönerek: “Oğlum! Beni kendi halime bırak. Ben şu anda günlük altıncı virdimi yapmakla meşgulüm.” dedi. (İbnu’l-Cevzî, Sıfatu’s-Safve)

Gavs-ı Sani k.s. Hz.leri buyurdular:

“Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kur’an okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder.”

Bütün Allah dostları dostluk liyakatini zikir ve edeple almışlardır. Bizler de bu şereften nasiplenmek istiyorsak aynı yolu takip etmeliyiz.

[Muhakkak ki sana bey'at edenler gerçekte Allah-u Teâlâ'ya bey'at etmişlerdir. Allah'ın kuvvet ve yardımı bey'at edenlerin üstündedir. Şu halde kim bu bağı çözerse, kendi aleyhine çözmüş olur. Kim de Allah ile sözleştiği şeye vefa, onun hükmünü îfâ ederse, Allah da ona büyük bir ecir verecektir.]

Ahdinize sàdık olun, Allah'ın yoluna vefâlı olun, sırat-ı müstakîmden sapmayın! Allah-u Teâlâ sizleri bundan sonra nefse şeytana yenilmeyenlerden eylesin... Yolunda dâim eylesin, zikrinde kàim eylesin... Tarikatın âdâbını, ahlâkını öğrenip, tekke âdâbına sahib kâmil, sàlih, velî, mahbub bir kul olmayı nasib eylesin...

Gönlünüzü nurlandırsın, gönlünüzün pasını izâle eylesin, gönlünüzün perdesini kaldırsın... Ma'rifetullaha erdirsin, ârif kullar olun... Aşkullaha, muhabbetullaha erdirsin; Allah'ın aşıkları olarak Allah'ın dinine aşıkàne hizmet eyleyin... Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin huzur-u izzetine sevdiği, râzı olduğu kullar olarak varıp, Rabbim sizi cennetiyle, cemâliyle taltif eylesin... AMİN