TARİKATA İLK GİREN KİŞİYE CEHRİ ZİKİR Mİ? HAFİ ZİKİR Mİ FAYDALIDIR ?

Yazar: Tarih: 13.02.2016 00:00:00

A A A

Sadat-ı Kiram’dan Hace Alaaddin Atar ( k.s) ve bazıları yeni tarikata girenlere gaflet, vesvese ve kuruntuları önlemek gayesiyle neyf ve ispat zikrini, ism-i celal zikri gibi vermişlerdir. Bunlar masivatı ( Allah-u Teala’nın ( c.c) dışındakiler) yok etmek için “ La maksude illallah” (Allah’tan ( c.c) başka gaye yoktur) anlamını kasdettiler.

Gavs-ı Azam Seyyid Sıbğatullah Arvasi gibiler kalbin saflaşması için başlangıçta nefy ve ispat zikrini; daha sonra kalbin toparlanması için de ismi celal ve latifeler zikrini vermişlerdir, zira bu ikisi murakabeye girmek için daha kuvvetli araçtır. Şeyh Abdurrahman-ı Tahi ( k.s) ise bazen zikir olmaksızın nefesin göbek altında tutulmasını emrederdi. Böyle yaparak içerden zulmet ( kalp karanlığı) çıkarıldığını söylerdi.

Özetlemek gerekirse; bazıları kalbi genişletmek amacıyla tam sahivi  (tam uyanıklığı) seçerek nefy ve ispat zikrini; diğer bazıları da cemiyeti(toplanmayı) çabuklaştırmak için celal zikrini tercih ettiler. Başka sadatlar ise, hem cemiyeti çabuklaştırmak, hem de tam sahivi elde etmek için her iki zikri birlikte yaptırdılar.

Bu açıklamalar tarikata yeni başlayanlar içindir.

Allah (CC) Hz.leri’ni unutmamak ve daima zikretmek ise, bu yüce hedefe ulaşmak ve münafıklık alâmetinden kurtulup aleme gönderiliş gayesini yerine getirmek için en faal ve Ayet-i Kerime’lerde beyan edildiği gibi en büyük iştir ve Rıza Bariye ve Cemâllüllah’a vesiledir.

Evet maddi ve manevi dertleri düşünmek, çeşitli hayat hâdiseleri karşısında istikbâl endişesinin tesiri altında aklın özelliklerini dağıtmak gibi fikir ve vesveselerin hepsi, zayıf, itikatsız, inançsız, imanı olan insanı merhametsiz bir meşakkate sürükler. Böylece insanı bu hayatın gereklerini ve aleme gönderilişinin gayesini yerine getirmekten âciz bir hâlde bırakır.

Üzüntü ve sabırsızlığın kaynağı ise, insanın bu hayat hadiseleri karşısında zayıflığını hissetmesinden başka bir şey değildir. Ama bu kâinatın tasarrufunu elinde bulunduran Allah (CC) Hz.leri’ne kuvvetli itikatli gerçek bir îman ve sarsılmaz bir itimât, insanın nefsine öyle bir huzur ve kuvvet verir ki, onların yanında hayatın bütün üzüntüleri, iltifata değmeyen basit ve sönük birer şey olarak görünür. Allah (C) Hz.lerini daima zikretmek, Allah (CC) Hazretleri’ne inanmanın bir neticesidir. O Ruhi bir gıdadır. Öyle bir gıda ki, insan nefsinin dertlerine deva ve kalbine huzur bahşeder. Cenab-ı Hakk Celle ve Ala Hz.leri zikredilen bu hakikati beyân için şöyle buyurur: “Bunlar Allah’ın (CC) zikri ile kalbleri huzura kavuşarak iman edenlerdir. Evet bilin ki, kalbler ancak Allah’ı (CC) anmakla yatışır ve huzur bulur.”

İslam’ın Zikrullaha verdiği büyük ehemmiyyet sebebiyledir ki, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri insanı Rabbına yaklaştıran namazı çeşitli zikirlere şamil kılmış ve onu günde beş vakit olarak emretmiş fakat Zikrullaha vakit koymamış, her halükarda hazarda seferde gezerken, dururken, otururken, yatarken Yüce Zatını (CC) anmamızı, zikretmemizi Mucizel Beyan’ında emretmiştir. Aklı Selim olan insan bunları iyice anlar ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin bu nimetlerinden faydalanır ve aleme gönderiliş gayesini erbabından öğrenmeye gayret eder.

            Kalbi manadan gafil olan kimsenin tesbih, tahmid ve benzeri zikirleri tekrar etmesi, ara sıra da olsa zihni Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne çevirir.

 Her Zikrin de kalbde müşahede edilebilen tesiri vardır. Kur’an okumak, namaz ve diğer ibadetleri, Zikrullahı tekrar etmek de böyledir.

 Bütün bunlar Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni kalbde hazır bulundurmak için birer sebeptir. Bunun içindir ki, tarikat ehli olanların müridlerine Rabıtayı ve evradı emrettikleri görülür.