CEHRİ VE HAFİ ZİKRİN DAYANDIĞI KAYNAKLAR?

Yazar: Tarih: 03.02.2016 00:00:00

A A A

Zikir Allah’ı C.C. anmaktır, hatırlamaktır, 99 isminden herhangi birini sürekli tekrar etmektir. Kur’anı Kerim okumak, namaz kılmak, sadaka vermek, oruç tutmak, teşbih çekmek vs. her türlü ibadet Allah’ı C.C. zikretmektir. Yani Allah’ı C.C. hatırlatan veya hatırlamaya vesile olan her şey zikir içerisine girer.

Zikir hem dil hem de kalp ile yapılırsa daha efdaldir. Eğer sadece biri ile yapılmak istenirse kalp ile yapılanı tercih etmek gerekir.

Zikir, gizli ve sesli (hafi ve cehrî) olmak üzere iki şekilde yapılır. Her ikisi de zaman ve zemin, hattâ kişinin o andaki durumuyla yakından alâkalıdır. Âyet ve hadîsler de her iki zikir şekli de tavsiye edilmiştir.

Tasavvufun ana gayesi, kalbi Allah'ın zikri ve sevgisi ile mamur hale getirmektir. Bütün tasavvuf yolunun büyükleri, kal­bin uyanması ve nefsin ıslahı için gizli veya açık zikir çeşitlerinden birisini tercih etmişlerdir.

 Silsileleri Hz. Ali (r.a.) vasıtasıyla, Resûlullah (s.a.) a ulaşanlar zikr-i aleniyi yani cehri zikri, Hz. Ebûbekr (r.a.) vasıtasıyla ula­şanlar ise, zikr-i hafi'yi yani gizli zikri benimsemişlerdir.

        SESLİ (CEHRİ) ZİKİR

             Bu zikir başlangıçta yüksek sesle ve dille yapılır. Sesli zikirde asıl hedef sesi Allah'a değil, derin gaflet uykusuna dalmış olan nefse işittirmektir. Bunun için ön­ce nefis hedefe alınır ve terbiyeye nefisten başlanır. Daha sonra sıra kalbe gelir. Zikir için "La ilahe illallah" kelime-i tevhi­di tercih edilmiştir. Çünkü kelime-i tevhit zikirlerin en faziletlisidir. Bundan baş­ka zikir kelimeleriyle de sesli zikir yapılabilir.

Cehrî zikir insa­nın vücudundaki şeytanî vesveselerin yok olmasında ve nefsanî duyguların arınmasında büyük bir tesir sağlar.

Pirimiz, desti girimiz es-Seyyid Ahmed er-Rifâî (r.a.) Hz.leri tarikatında cehrî zikri esas almıştır. Bu tarikatın sâlikleri o günden beri cehrî zikir ile meşgul olmuşlardır.

Kardeşlerimizin bu konuda aydınlanması, mü'minlerin bu konuda uyanık olmaları açısından cehrî zikir ile alâkalı bazı hadîs-i şerifleri ve bazı sahih haberleri ve ayetleri açıklamaya çalışacağız.

Cehrî Zikir, her ne kadar kendini fakih zanne­den bazı cahiller tarafından inkâr edilmiş ise de; Sahabe-i Kiram Efendilerimizin dili ile, Vârid olan hadis-i şeriflerle teyit edilmiş. Ve Efendimiz (S.A.V) 'in bizatihi kendisi tarafından yaptırılmış ve tergib ettirilmiş bir zikir esasıdır.

Mü­minlerin bu konuda uyanık olmaları açısından Ömer Ziyauddin Dağıstani Hazretlerinin Tasavvuf ve Tarikatler ile ilgili soru ve cevapları toplandığı “Fetvalar” adlı eserinde Resulullah Efendimizin zikir telkiniyle alakalı fetvalarına bir göz atalım:

Zikir talîm ve telkini de oldukça önemli ve muteber addedilmektedir.

 Çünkü Rasûlüllah sal­lâllahü aleyhi ve sellem; Ashâb-ı kirama gerek tek tek, gerekse toplu olarak zikir talim ve telkin etmiş­tir. Hz. Ali (k.v.)'ye cehri,  Hz. Ebû Be­kir radıyallahüanh'e de hafi zikri bizzat telkin et­miştir.

 Şöyle ki;

Şeyhlerin mürîdlerine zikir telkininde bulunması, oldukça güzel ve sevilen bir husustur. Bunun sıhhati edille-i erba'a (Kitap, sünnet, icmâ'-ı ümmet ve kıyâs-ı fukahâ) ile sabit ve Hz. Peygamber sallâllahü aleyhi ve sellem'in sünnet-i seniyyesine de uygundur. Nitekim Ahmed ibni  Hanbel meşhur Müsned'inde şu rivayete yer vermektedir:

«Rasûlüllahsallâllahü (a.s.v.)  hem tek tek, hem de toplu olarak ashabına zikir telkin ve ta'lîminde bulunmuştur. Tek tek zikir telkinine dâir bir rivâyet Yûsuf el-Gürânî ve diğer râvîler tarafından Hz. Ali kerremallahüveche'den sahih bir senedle ve şöyle nakledilmektedir:

«Hz. Ali kerremallahü veçhe, kullar için Allah'a giden en kısa, en kolay ve Allah indinde en faziletli yolu kendisine göstermesini Rasûlüllahbsallâllahü aleyhi ve sellem'den istedi. Hz. Peygamber sallâllahü aleyhi ve sellem:  «Yâ Ali! Halvette ve yalnızken, celvette ve insanlarla bir arada bulunurken Allah'ı zikretmeye devam etmeli­sin» buyurdu. Hz. Ali radıyallahüanh: «Allah'ı nasıl zikredeyim Yâ Rasûlâllah?»  diye sordu. Rasûlüllah! (s.a.v.) de: Gözlerini kapat ve beni dinle. Sonra sen üç defa tekrar et ben dinleyeyim» buyurdu.

      Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gözlerini kapatarak, yüksek sesle üç defa «Lâ ilahe illal­lah» dedi. Hz. Ali kerremallahü veçhe de büyük bir huşu' içinde O'nu dinliyordu. Sonra Hz. Ali radıyal­lahüanh gözlerini kapatarak, yüksek sesle üç defa «Lâ ilahe illallah» dedi. Rasûlüllahs (s.a.v.) de aynı şekilde onu dinliyordu. Sonra Rasûlüllah (s.a.v.):

 «Benim ve benden önce gelen peygamberlerin söylediği en faziletli söz «Lâ ilahe illallah»'dır. Yer yüzünde «Allah, Allah..» diyenler bulundukça kıyamet kopmaz» buyurdu. (Sahîh-i Müslim)

     Ahmed bin Hanbel'den rivayet edilen bu hadîs, Hz. Ali (k.v)'ye telkin buyrulan ceh­ri ve ferdi zikrin bir delilidir. (Fetâvâ-ı Halîlî)

İster lâfza-i celâl, ister murakabe, ister nefy ü isbât, ister huzur olsun, hareketsiz ve sessiz olarak ya­pılan kalbi ve bâtınî zikrin telkinine gelince, o da Ra­sûlüllahsallâllahü (a.s.v.) tarafından Hz. Ebû Bekir (r.a.)'e teveccüh yoluyla telkin buyrulmuştur.

“Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı anın.” (BAKARA /200):

     Hac vazifesi yapılırken insanların yüksek sesle hep birlikte Lebbeyk Allahümme Lebbeyk dediklerini biliyoruz. Burada da hem Kâbe etrafında halka kurmuşlar hem de cemaat halinde yüksek sesle zikrediyorlar.?

          “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.

    Ebu Hüreyre -radiyallahuanh-den rivâyet edildiğine göre; Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

           "Allah-u Teâlâ'nın yollarda dolaşıp zikir ehlini arayan melekleri vardır. Onlar Azîz ve Celîl olan Allah'ı zikreden bir topluluğu bulunca: 'Aradığımız buradadır.' diye birbirlerini çağırırlar. Hepsi orada toplanıp onları dünya semâsına kadar kanatları ile çepeçevre kuşatırlar.

Bu hadisten de anlaşılıyor ki; zikredenlerin sesini meleklerin işitebilmesi sesli zikir yapıldığına bir delildir.

            "Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma" A’raf suresi 205

Biz de cevap olarak deriz ki: Evvelâ bu ayetin üç yönü vardır.

        1)- Bu ayet-i kerîme Mekkî'dir. Mekke'de müşrikler Kur'an-ı Azimüşşân okunduğu zaman Kur'an'a küfür ve hakarette bulunuyorlardı. Bundan dolayı Cenâb-ı Allah(cc) gizli zikir edilmesini emir buyurmuşlardır.

        2)- Müfessirlerden bir grup, bunlardan Abdurrahman ibnü Zeydibnü Eslem (ki İmam Mâlik Hz.lerinin hocasıdır) ve İbnü Cerîr gibi müfessirler bu ayet-i kerîmedeki zikrin, Kur'an-ı Azimüşşân olduğunu, zikrin değil Kur'an'ın gizli okunmasının emir buyrulduğu yönündedir.

        3)- Sâdât-ı Sûfiyye'nin bu ayet-i kerîmeye getirdikleri yorum şu şekildedir: Burada hitap bizâtihî Rasûlullah Efendimiz'e (sav) aittir. Çünkü O kâmillerin kâmili, mükemmellerin mükemmelidir. O'nun vesvese ile şeytanın akıllara getireceği düşüncelerle ilişkisi yoktur.

          Bundan dolayı O'nun(sav) hafî zikir ile meşgul olması emredilmiş olabilir. Cehrî zikir insanın vücudundaki şeytanî vesveselerin yok olmasında ve nefsânî duyguların arınmasında büyük bir tesir sağlar.

- İmam-ı Beyhâki (R.A)'nin rivayet ettiği bir ha­dis-i şerifte Rasûlallah Efendimiz (S.A.V) şöyle bu­yurmaktadır:

       "Münafıklar sizlere riyakâr diyene kadar Allah 'ı zikrediniz. "

Bu hadisten çıkarılan netice: Rasûlullah Efendimiz (S.A.V)'in emrettiği zikrin cehrî zikir olduğudur. Çünkü bir insana riyakâr denilebilmesi için sesli ola­rak zikretmesi lâzımdır; ama gizli yapılan zikirden ise kimsenin haberi olamayacağından böyle bir şey söz konusu dahi olamaz.

       - Yine Beyhâkî'nin Zeydİbn-u Eslem'den rivayet ettiği şu hadis-i şerif çok önemlidir. İbn-ül Ezra' (R.A) buyuruyor ki:

        "Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) ile bir gece bir mescide girdim. Baktık ki mescidin içerisinde bir adam yüksek bir ses ile Al­lah'ı zikrediyordu. Ben Efendimize döndüm ve de­dim ki: 'Ya Rasûlallah (s.a.v) bu riyakâr bir insan olabilir mi?

         'Rasülullah Efendimiz (s.a.v) döndü ve 'Hayır' dediler. O çokça inleyen  bir kuldur."

    Yine İmam-ı Nevevi (r.a) cehri zikirle alakalı şöyle buyurmaktadırlar: "Cemâatle yapılan zikir evvelâ cehrî olmalıdır. Eğer insan tek başına zik­rediyorsa; o zaman sessiz yani kendisinin duyabile­ceği bir ses ile zikir yapması evlâdır."

          Cehr-î Zikirde azaların uyanıklığı, lisanın ve kalbin Allah (C.C) ile meşgul olmaklığı vardır. Zik­redenin zikrini insanlar, cin taifesi, kuru ve yaş her ne var ise duyar. Onlarla beraber Allah'ı (C.C) zik­rederler.  Hz. Ali (galiba dağlara taşlara şahitlik etmeleri için yüksek sesle zikrediyordu O mevzu yazılabilir)

          İmam Suyûtî (ra) bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır:

         "Cehrî zikrin halka hâlinde yapılması hadîs-i şeriflerden gelen delillerle sabittir ve müstehaptır. Onu inkâr edenin ağır bir vebal altında olduğu bilinmelidir."

İmam-ı Suyûtî (r.a) cehrî zikirle alâkalı şöyle buyurmaktadırlar: "Cehrî zikir, hafi zikirden faziletlidir. Çünkü nice insanların ağzından çıkan zikir sesi diğer bir insanın kalbini uyandırmada ve onun hissiyyâtını Allah (C.C)'a yöneltmede tesirli­dir. Uykuyu dağıtır ve dinçliği artırır."

"Cemâat halinde olduğunuz zaman Cenab-ı Allah’ı (C.C) cehrî zikir edin. Tek başınıza oturup Cenab-ı Allah (C.C)'ı zikretmek istediğiniz zaman hafi yani kendinizin duyacağı kadar zikredin. Çün­kü cemâat ile yapılan zikrin cehrî olması fazilettir; İnsanın tek başına otururken hafi olarak zikretmesi mânevi huzurdur."

 

        1)- İmam Buhârî (ra) Ebu Hureyre'den (ra) rivayet ettiği şu hadîs-i şerif çok önemlidir:

        "Allah (cc) buyuruyor ki: 'Ben kulumun zannı üzereyim. Kulum beni zikrettikçe ben kulum ile beraberim. Eğer beni kendi nefsinde zikrederse, ben de onu kendi nefsimde zikrederim. Eğer beni toplulukta zikrederse ben onun beni zikrettiği topluluktan daha hayırlı bir toplulukta onu zikrederim." {Toplulukta yapılan zikir de cehrî olur.}

          2)- İmam-ı Müslim ve İmam Tirmizî'den(r.a) dan rivayet edilen bir hadîs-i şerif: "Zikir halkası kurarak oturup Allah 'ı zikreden bir grup Sahâbî topluluğunun üzerine Efendimiz(sav) çıkageldi.

         Onlara sordu;

       - Ne için burada oturup halka kurdunuz?

         Cevap olarak:

        - Yâ Rasûlullah (sav)! Allah'ı (cc) zikretmek için, O'na hamt etmek için oturduk. Rasûlullah Efendimiz(sav) tebessümle şöyle buyurdular:


        - Vallahi şimdi bana Cebrail (as) geldi ve şöyle dedi: 'Yâ Muhammed (sav)! Allah (cc) senin bu grup sahabelerin meleklerine karşı övünmektedir."

        3)- Hz.Câbir ibnü Abdullah'dan (r.a.) gelen hadîs-i şerif yine bu konuda çok önemlidir:

        Sahabelerden birisi yüksek bir sesle Allah'ı zikrediyordu.

        Bir diğer Sahâbî şöyle dedi:  Keşke bu adam sesini kıssa.' Bu sözü Rasûlullah Efendimiz (sav) işitince şöyle buyurdu:

        - Bırakın onu, onun zikrine karışmayın. O Allah'ı inleyerek zikreden bir kuldur.

Bu konuda da Pîrimiz es-Seyyid Ahmed er-Rifâî (ra) Hz.leri şöyle buyurmaktadırlar:

"Evlatlarım, saliklerim! Cemaat hâlinde olduğunuz zaman Cenâb-ı Allah'ı(cc) cehrî zikir edin. Tek başınıza oturup Cenâb-ı Allah'ı(cc) zikretmek istediğiniz zaman hafî yani kendinizin duyacağı kadar zikredin.  Çünkü cemaat ile yapılan zikrin cehrî olması fazilettir. İnsanın tek başına otururken hafî olarak zikretmesi mâ'nevî huzurdur."

              Şu da unutulmamalıdır ki, Hz.Ömer-ül-Faruk(ra) zamanında insanlar toplanırlar, güneş batımında Cenâb-ı Allah'ı(cc) cehrî olarak zikrederlerdi. Sesleri kısıldığı zaman Hz.Ömer-ül-Faruk(ra) onlara haber gönderir ve 'Sesinizi yükseltin, sesinizi yükseltin' buyururdu.

Unutmamak gerekir ki; her iki şekildeki zikirde önemli olan ihlâstır. Ayrıca nefsi ıslah etmek, huzuru ele geçirmek ve gerçek tevhid anlayışına ulaşarak Al­lah Teâlâ'yı yüceltmektir.

Yerine göre cehrî ve hafî olarak Hakk'ı zikreden kimsenin, kalb huzuru ile bu zikrine devam etmesi neticesinde, ihsan (Allah'ı görüyormuş gibi ibâdet etmek) gerçek­leşir ve

Böylece zikreden her an Hakk ile beraber olma şerefine ermiş olur.

Seyyid Ahmed er-Rufai Hazretleri: “Zikir meclisine oturduğunuz zaman, zikrettiğiniz varlığı kontrol edin” demektedir

Toplu olarak yani cemaatle yapılan sesli zikrin etkisini ifâde edenlerin haklılığı şuradan bellidir ki insan, psikolojisi gereği etkileşime açık bir varlıktır. Kitle psiko­lojisinde hâkim olan havanın, duyguları yönlendirebilecek bir güçte olduğu bugün artık bilinen bir gerçektir. Mûsikînin de etkisiyle bu te'sîri daha da artırmak mümkündür. Çünkü mûsikîde insanları hat­tâ bütün canlıları etkileyici özellikler vardır. "Musikî âşıkın aşkı­nı, fâsıkın fıskını artırır." Sözü boşuna söylenmiş bir söz değil­dir. Bugün pop şarkıcılarının stadyumları dolduran yüz binleri tek bir tempoyla yerinden hoplatması, kedi gibi miyavlatıp kendi ritmine eşlik ettirmesi, mûsikînin bu gücünü göstermektedir.

Ay­nı kalabalıkları, aslında bir "tevhîd" veya “lafza-i celâl" zikri rit­miyle de harekete geçirmek mümkündür. Nitekim bunu yapan tarikat çevreleri de vardır.

İnsanda ritmik hareketlere, özellikle güzel ses ve mûsikî eşliğindeki ritmik hareketlere iştirak arzusu fıtrîdir. İşte mutasavvıflar insandaki bu fıtrî meyli, meşru olma­yan, lâfız ve tavırlardan uzaklaştırıp meşru lafızlarla, belli zikir isimleriyle ney, kudüm ve bendir gibi bâzı musikî aletleriyle meşru zeminlere çekmişlerdir. Adetâ insandaki oyun meylini, eğlence arzusunu bir bakıma meşru bir atmosferde tutmuş­lardır.

      Nasıl savaş meydanlarındaki mehterin zurna ve davulu, mücâhidlerin cihâd aşkını tahrîk edip ölüm korkusunu unutturu­yorsa, tasavvufi âyin ve semâ ile de insan meylini bedî-iyyâta, süflî arzularını ulviyyâta tahvîl etmektedir. Bu yüzden bu tür toplu zikir merasimlerine ibâdet denmemiş, âyin adı veril­miştir. Camide değil de, camiden ayrı ve daha husûsî mekânlar olan tekke, dergâh ve benzeri yerlerde yapılması uygun görül­müştür. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra onların ye­rine açılan halkevlerinin, aslında tekkelerin ne kadar önemli bir fonksiyon icra ettiğini göstermesi bakımından ilginçtir.

          Namaz, kalbî ve kalıpla ilgili amelleri, cehri ve hafi zikri toplayan ve kulu yüksek derecelere ulaştıran bir ibadettir.

         Namazlarda özellikle sabah, akşam ve yatsı namazların cemaatle kılınan farzlarında imamın sesli kıraati ile bir çok insanın duygulandığına şahit oluruz.

            Cehrî Zikirde azaların uyanıklığı, lisanın ve kalbin Allah (C.C.) ile meşgul olmaklığı vardır. Zikredenin zikrini insanlar, cin taifesi, kuru ve yaş her ne var ise duyar. On­larla beraber Allah’ı (C.C.) zikreder.

İmam-ı Ahmed İbn-ü Hambel (R.A.)’in Hz. İmam-ı Ali (R.A.)’den rivayet ettiği şu hadis-i şerif çok önemlidir: "Hz.Ebû Bekir Es Stddik (R.A.) Kur’an okur­ken sesini kısardı. Hz.Ömer-ül Farûk (R.A.) Kur’an okurken yüksek sesle okurdu. Rasûlullah Efendimiz (S.A.V.) ’e bu durum sorulduğunda Rasûlullah Efendimiz (S.A.V.) Hz. Ebû Bekir Es Sıddik (R.A.)’a

Niçin sesini kısıyorsun?

Nidâ ettiğim Rabbime kısık sesle nidâ etmek bana hoş geliyor Yâ Rasûlullah (S.A.V.).

Rasûlullah Efendimiz (S.A.V.) Hz. Ömer-ül Fa- rûk (R.A.)’a sorduklarında;

Yâ Rasûlullah (S.A.V.) yüksek sesle okudu­ğum zaman şeytanları kovuyorum, vücudumu ve ruhumu uyanıklığa getiriyorum.

 

Bütün müânnidlerin ve bütün itirazcıların itirazlarına rağmen hakikat şudur ki: "Zikir halkalarına dahil olan ehl-i zikir, Allah (C.C.)’ın meleklerine karşı övündüğü, kıyamet gününde meleklerin, şehitlerin ve Peygamberlerin gıpta ile bakacağı kimselerdir. Onlar Kıyamet gününde Cenab-ı Hak (C.C.) Hazretlerine en yakın kimseler olacaklardır. Zikir, onların sırtlarındaki günah dağlarını eritmiş, günahlarını sevaba çevirmiş, Allah (C.C.) Hazretlerine ak yüz ile varmalarına sebeb olmuştur. Böylelikle ehl-i zikir Allah (C.C.)’ın has ve seçkin kulları olmuşlardır."

 

Cehrî zikrin bir diğer faidesi, uzaktan işitenin gelip dahil olmasına ve o feyizden nasiptar olmasına sebebiyet vermesidir. Yine Cehrî zikir vucuda verdiği dinçlik ile Al­lah (C.C.)’ın aşkının artmasına vesile olur. Selef-i Salihinin bazılarının cehrî zikir konusundaki görüşleri şudur:

{İnsan, Cehrî zikir ederken hem kendisi sevap alır hem de zikredenleri işittiğinden dolayı işitme sevabı alır. 'Zikrin efdali hafi olanıdır.' hadisine cevap olarak deriz ki: Allâme İbn-ül Kayyım (R.A.) zikr-i hafi’nin ihlasının tam, fena’dan sonra bekâ’ya oradan şuhûd ve hafâ’ âlemine müttali olmuş veliler içindir. Kalbinde dünyevi, nefsani ve şeytani arzularını atamamış kimseler için ise efdal olanı cehrî zikirdir.}

 

Bu konu ile alâkalı getirebilecek sayısız derecede sa­hih hadis-i şerif vardır.

Yine bu suâlin bir misli de Allâme Şeyh Muhammed Ebul Futûh-il Mâlikî (R.A.) Hz.lerine sorulduğunda şöyle fetva vermişlerdir:

           "Allah (C.C.)’a hamd olsun. Rasûlüne (S.A.V.) Salat-u Selâm olsun. Evet cehrî zikir caizdir. Cehrî zikir ya­panlar, yaptıkları zikirden dolayı ecrini tam alacaklardır. Cehrî zikir ve cehrî zikir ehlini inkâr eden ancak hatalı ve inkâra düşmüş bir kimsedir. Korkumuz O dur ki! Onlar 'Allah (C.C.)’ın zikrini men edenden daha zâlim kim olabilir ki! 'âyetinin muhatabı olurlar."

Bu münkir, cehâletinden ve bilgisizliğinden dolayı musibete düçar olmuştur. Eğer bilerek inadından ve kıs­kançlığından dolayı inkâr ediyorsa musibetin en büyüğü­ne düçâr olmuş demektir

. Yetkililerin onu bu inkârından alı koymaları kendisi için yapılacak en büyük iyiliktir. (Bu fetva büyük Allame Hüseyin b. Ali Et Tûriyy-il Hanefi (R.A.)’ye arzedilip bu fetva ile alâkalı görüşünüz nedir? sualine kendilerinin cevabı şudur: "Aynı fetvayı ben de tasdik ediyorum."

 

Yine cehrî zikrin camide yapılması ile alâkalı husus Büyük Allâme Eş Şeyh Ali En Nebtiti El Hanefi (R.A.)’ye sorulduğunda cevaben:

 

"Allah (C.C.)’a hamd olsun, Rasûlüne salât-u selâm olsun. Allah’ın zikri ister camide ister cami dışında her ne­rede yapılırsa yapılsın caizdir. Onu men eden, ona mani olan kimse günah işlemiş olur. Camide ve cami dışında Allah (C.C.)’ı cehrî bir şekilde zikir edenler yaptıkları bu ibadetten dolayı ecirlerini tam alacaklardır." (En İyisini Allah Bilir.)

 

Muhammed Mehdi Er Revvâs (K.S.)  derdi ki:

Cehrî zikir ile meşgul ol. İbadetlerin en yücesi, Tâatların en şereflisi Allah (C.C.)’a yakınlaştırılan en kes­tirme yoldur."

 

Hak yolunun büyük önderlerinden İmam-ı Şâfîî (R.A.) 'Sünen' isimli kitabında Abdullah B.Zübeyr (R.A)’den şu hadis-i şerifi nakletmektedirler.

 

"Rasûlullah Efendimiz (S.A.V.) namazını bitirdiği zaman cehrî ve yüksek bir sesle;

"Lâ ilahe illallâhu vahdehû lâ şerike leh-ül mülkü ve lehul hamdü yuhyi ve yumîtu ve hüve alâ külli şey’in kadir."

"Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi."

"Lâ ilâhe illallâhu velâ na’budü illâ iyyâhu." gi­bi zikirler ile Allah’ı (cc) zikrederlerdi.

 

Yine büyük önderlerden İmam-ı Ahmed İbn-ü Hanbel (R.A.) Müsned adlı eserinde Ukbe İbn-ü Amir (R.A.)’dan Rasûlullah Efendimiz (S.A.V)’in Zünnecâdeyn isimli bir sahabeye ‘EVVAH’ ismini taktığını rivayet et­mektedir. Bu isim ona Allah (C.C.)’ı inleyerek çok zikretti­ğinden dolayı Kâinat’ın Efendisi (S.A.V.) tarafından veril­miştir.

Rasûlullah (S.A.V.)’ın zamanında cehrî zikrin cami­de halka şeklinde yapıldığı İbn-i Mâce (R.A.)’nin Abdullah İbn-ü Amr İbn-ül As (R.Anhuma)’dan rivayet ettiği şu ha­dis ile sabittir:

"Rasûlullah Efendimiz (S.A.V.) bir gün hücre-i sâadetlerinden camiye girdiler. Girince iki halka ile karşılaştı. Halkanın bir tanesi Kur’an okuyup, zikir edip, Allah (C.C.)’a dua ediyorlardı. Halkanın di­ğeri ise; İlim tâ’liminde bulunuyorlardı. Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurdu:

 

Bunların ikisi de hak üzeredir. İkisinin de hayrı tamdır. Birinci grup Kur’an okuyorlar, Allah (C.C.)’ı zikir ediyorlar, Allah’a (C.C.) dua ediyor­lar. Allah (C.C.) dilerse dualarına icabet verir; di­lerse vermez. İkincisi ise ilim öğreniyorlar, ilim öğ­retiyorlar. Ben ise öğretici olarak gönderildiğim için ilim ehli ile oturacağım." buyuruyorlar ve ilim eh­linin yanlarına oturuyorlar.

 

Bundan çıkarılan sonuç: "Zikir halkalarının mes­citte yapılmasının ecrinin tam alınacağı konusunda şüphe olmadığıdır."

Allâme İbn-ül Kayyım 'El Kelim-üt Tayyib' adlı eserinde İbn-ü Hallad (R.Anhum)’ten şu sözü rivayet et­miştir: "İslam’a giren Allah’ın kalesine girmiştir. Mescide giren Allah (C.C.)’ın diğer bir kalesine girmiştir. Allah (C.C.)’m mescidlerinden herhangi bir mescitte zikir halka­sına dahil olan üç kaleye birden dahil olmuştur."

 

Bu kadar rivayet ve fetvadan anlaşılıyor ki: Cehrî Zikir ister mescitte ister mescid dışında olsun her nerede yapılıyorsa orada tam ecir vardır.

 

Şeyhimiz Pirimiz Es Seyyid Ahmed Er Rifâî (K.S.) şöyle buyururlar:

"Zikir halindeki kimsenin ihlas’a ve samimiyete sa­rılmalarını, zikir esnasında edeblerini bozmamalarını şid­detle emir buyurmuşlar. Zikir halkalarında Muhammedi bir âdâb ile âdâblanmaları gerektiği konusunda ısrarla durmuşlardır. Derviş kimse; Dikkat et, hâlis din yalnız Allah'ındır. (Zümer Sûresi/3) Ayet-i kerimesini unutmamalı onunla hayat sürmeye gayret etmelidir. Zikrinde, fikrinde, oturuşunda kalkışında ve her halinde...

 “İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez. “

 

 Büyüklerimiz zikir ehlini ta’n edenlere, onlara riyakâr gözü ile bakanlara şu cevabı vermişlerdir:

"Ey Zikir ehlini kınayan kimse!

Sen zikir ehlinin kalbini mi yardın ki?

Onun gayb alemine mi erdin ki?

Onun has niyetine mi vasıl oldun ki onun ri­yakâr olduğunu biliyorsun?

Eğer o riyakâr ise sana bir zarar yok; ama o ihlaslt bir kimse ise vay senin haline!

Ve eğer sen onları tahkir ve tezyif ediyorsan günahkârsın yok eğer onları küfür ile itham ediyor­san Allah (C.C.) seni de bizleri de o vartaya düş­mekten korusun. Zaten bir Müslümana kâfir diyen kendisi kâfir olur...

Hidayet ve Yardım Allah’tandır.