TARİKATLARDA ÖZEL ZİKİR NASIL OLMALIDIR? ÖZEL ZİKRİN FAYDALARI NELERDİR?

Yazar: Tarih: 21.10.2015 00:00:00

A A A

              Gerek cehri,gerekse hafi olan zikirlerde asıl olan gaye;salikin nefsini ıslah edip iyi bir insan olmaya çalışmasıdır.Bizim baş düşmanımız nefsimizdir ki yetmiş şeytana bedeldir.Şeytanı aleyhillane önce bir vesvese verir., muvaffak olamazsa başka bir hileye müracat eder,vesvesesinde ısrar etmez.oyunları pek çoktur.Bazende hak tarafında görünerek saliki aldatmaya çalışır.

 

              Nefis ise hiç böyle değildir,yaptığı vesvesede ısrar eder durur.Saliki bu yoldan alıkoymaya çalışır.Muvaffak olamazsa hırsından patlar.Gerek şeytanın ve gerek nefsin bir çok yardımcıları vardır.Bunlar saliki yoldan çıkarmaya çalışırlar.

 

Bu yardımcıların birisi göz,birisi dil,birisi de kulaktır.El, ayakta bunlara mecburen uyar.Binaenaleyh salikin önce bu nefsin yardımcılarından kurtulması gerekir ki;buna halık-ı zülcelal’e sığınıp onun yardımını temin etmedikçe gücü yetmez.Zira bir duasında Peygamber Efendimiz,”Beni nefsimin eline bir an olsun bırakma! Hiç bir zaman,bir göz açıp kapmama anı dahi olsa beni nefsime bırakma Ya Rabbi! diyerek bizlere ilticanın yolunu göstermiş olmaktadır.

 

   Göz hakkında,Nakşibend Mehmed Bahaeddin Hz.lerinin nasihatleri içersinde”Nazar ber kadem”tabiri vardır ki,bununla,salikin gözünü ayaklarının ucundan başka yere kaydırması men edilmiştir.Zira etrafı seyreden göz,her gördüğünden ayrı ayrı hisler duyan kalbini mülevves eder.Bu telvis ise salikin mahvına kafidir.Zira maksat kalbin paklığıdır.Kalbe inen şeyler eğer mülevves ise,artık o kalpten ne beklenir?

 

             İnsanların kalbi hep duydukları veya söyledikleri sözlere göre ya güzelleşir veya berbat olur.Göze olduğu kadar dile de hakim olmaya ve onu daima zikrullah ile meşguliyete alıştırmaya çalışmalıdır.Bunun için Eşref-i Rumi Hz.leri;

 

Bir dil ki olmaya Hakk’ın zikriyle mutad

Urma ol dil paresine dil diye hiç ad.

 

Demiştir. Bu ne kadar yerinde bir sözdür.Gönül aynasının paklığı;göz,dil ve kulağın paklığına bağlıdır.Dili ve gözü pak olmayanın gönlü hiç bir zaman pak olamaz.Her ne kadar şu veya bu gibi hayırları olsa dahi…

             Bu beş havas; göz,kulak,dil,el,ayak doğrulukta olmadıkça,salikin yaptığı zikirler,kendisine lazım gelen feyzin gelmesine mani olurlar.Bunun için salik ve zakirin şu kadar bin zikretmesi,geceleri az uyuyup ibadetle meşgul olmasına aldanıp,kendi kendisine bir kıymet ve paye vermesi hatadır.Asıl bu beş azanın doğruluğuna,düzgünlüğüne bakması lazımdır.eğer dil,boş sözler söylüyor,hele bir de yalan şeyler irtikab ediyorsa,vay o salikin haline!Göz de böyle.Eğer gözüne sahip olup onu günahtan alıkoymuyorsa,o zakire “yazık “deriz.Kulak ta böyle.Eğer boş ve günaha taalluk eden şeyleri,hele televizyon ve radyolarda hanımların şarkı ve gazellerini ve diğer sözlerini dinliyorsa ona da “Vah yazık! “deriz.

 

            Derviş olmayı, hemen şu kadar zikri ve tesbihi yapmaktan ibaret sananlar çok aldanırlar. Bu  tesbih ve zikirler saliki ancak Hakk’ın razı olmadığı fena işler ve günahlardan korumak için birer yardımcıdır. “Allah” demek büyük bir fazilettir; söyleneni günahtan koruması şartıyle!

 

            Bir taraftan günah işlerken, diğer taraftan zikir etmenin manası anlaşılamaz.  İnsanların yetişme devirlerinde alışageldikleri iyi ve kötü huylardan ta yaşlılığa kadar kurtulamadıkları görülmektedir. Arabanın ön tekeri nereden giderse arka tekerde onu takip eder. Onun için, gençliğinde, istikametten ayrılmamak azminde olan bahtiyarlara ne mutlu! Bu gençlik devirlerini cahilane bir şekilde günahlarla geçirenlere de ne yazık!

            Öyle ise ey aziz kardeş Allahu Teâlâ’nın hep aciz kullarıyız. İşin sonu ölümle bitmektedir. Bu ölüm halinde iman ve İslam içersinde olabilmek ne büyük bir hünerdir. Bunun için bir taraftan Allah Celle ve Alayı zikretmemiz, diğer taraftan da Allah Teâlâ’ya gözyaşlarıyla yalvarıp muhafazamızı rica etmemiz lazımdır. Diğer taraftan da nefislerimize hâkim olabilmek için Peygamberimiz(s.a.v)’in sünneti şerefesinden zerre kadar ayrılmamak lazımdır. Bunu başarabilmek içinde evvela Allah Teâlâ’ya zikri, Peygamberimize bol bol salâvat-ı şerife ve her gün kitabımız olan Kur’an-ı Azimüşşan-ı layık-ı vechiyle okumayı ihmal etmemek lazımdır. Yorucu ve meşakkatli ibadetler olduğu halde dile kolay gelen, vücuda yorgunluk vermeyen, kalbi Allah'a bağlayıp yumuşatarak merhamet ve rahmetle dolduran zikrin diğer ibadetlerden üstünlüğü nedendir?

 

             Eğer zikreden zâkir hakikaten faydalı ve etkili bir zikir çekerse, kalp huzuruna ulaşır. Kalp huzuru, yapılan zikir ve ibadetin neticesinde hasıl olan sıfattır, Allah'ı bilmenin neticesidir. Allah'ı bilen ve O'na teslim olanın sıfatı huzur-u kalptir. Allah o kulu ne halde bulundurursa, huzur-u kalp sahibi haline razı olur, şikayet kapısını kapatır. Çünkü Allah Tealâ'nın verdiği her hükümde nuranî bir hikmet vardır, O'nun işinde abes yoktur. Endişe etmek gafletin nişanı, endişesizlik huzurun tarlasıdır. Esasen, kişinin İslâm'ına ve imanına bulaşmayan bir musibetten dolayı aşırı kederlenmek, dertlenmek olmaz. O sebeple “ elhamdülillâhialâ külli hâl, sive'l - küfrive'd - dalâl ...” Yani imansızlık ve sapkınlık halleri hariç, her şey için Allah'a hamdolsun...


            Zikre başlayan kimsenin nefsi başlangıçta zikirden lezzet bulmaz. Zikir onu dünya lezzetlerinden alıkoyduğu için kalbi ve dili sıkılır. Dünya hatıralarına ve vesveselere kulak asmadan zikre devam ederse, Allah Tealâ müşkülâtı hafifletip sıkıntıyı ülfet ve ünsiyete çevirdiğinden, zikir lezzet olmaya başlar. İlk defa kötü bir iş işleyen sıkıldığı halde, yavaş yavaş bunu alışkanlık haline getirdiği gibi, ilk zikir de böyledir. Hevâsından ayrılıp Allah'ı zikretmek nefse acı gelir. Ama Allah'ın inayet ve rahmeti ile Allah ona lezzeti tattırır. Ülfet ve ünsiyet kalbine yeleştikçe muhabbet-i ilâhiyeye dönüşür

. Allah'ı zikrederken azamet tecelli eder, sıfatlar ortaya çıkar ve tad alır. Böylece mâsivâdan kesilmeye başlar.


            Zikir kalbe yerleşirse, ölüm anında da muhakkak dile gelen zikir olur. Ölüm saniyenin binde birinde gelir. Akıl ve ilim binde bir saniyelik meseleye yetişemez. Ölen kimsenin aklına ne ilim, ne de mülk gelir. Ne halde yaşamışsa o anda o sıfat tecelli eder. Bu yüzden kalpte zikre ülfet ve ünsiyet kazanmanın asıl büyük maksadı ölümdeki iman içindir. Bir insanın ölürken son kelimesi “Allah” veya Esma- yıHüsnâ'dan bir zikir olursa, o kimse muhakkak imanla ruh teslim eder. Ehl -i tasavvufun milyonlarca zikir çekmesi, kalbin Allah'ın zikrine ünsiyet ve ülfet peyda ederek dilin, kalbin, aklın bununla meşgul olması, İslâm'ın ve imanın o kulun kalbinde meleke haline gelmesi içindir.

 

Yani bütün mesele dile ve kalbe Allah'ın zikrini yerleştirmektir. Beklenmedik bir olayla karşılaşan insanın ağzından çıkan kelimeye bakalım. Ah, anam, babam, vay... gibi sözler değil de, ya Allah, elhamdülillah, estağfirullah , bismillah... gibi kelimeler çıkıyorsa, o insan iman ile ölür.

Harbe giden bir asker, Allah için gittiyse dünyadaki bütün yakınlarını unutur. Önünde düşman, elinde tüfek vardır. Anlar ki o anda hiç kimsenin faydası yoktur. Onu koruyacak yalnız Allah'tır. Allah'a yalvarır, o anda kurşun gelir ve şehid olur. Ey kardeş, sen de şehit gibi ol! Allah'ı öyle zikret ki, ölüm sana geldiğinde sana “Allah” dedirtsin.