ZİKİRDE TEFEKKÜR YAPILABİLİRMİ?

Yazar: Tarih: 17.09.2015 00:00:00

A A A

                Zikir tıpkı şükür gibi hem lisan, hem kalp,hem beden,hem de vicdanın bütün erkanıyla yerine getirilen bir vazife ve bir kulluk borcudur. Cenab-ı Hakk’ı bütün esma-i hünsasıyla, bütün sıfat-ı kudsiyesiyle yad etmek, hamd-ü senasıyla gürlemek, tesbih-u temcidlerle gerilmek, kitabını okumak, O’nun rehberliğine sığınmak, kainat kitabındaki ayetlerni manalarını harfiyle mırıldanmak, aczini, fakrını dua ve münacat lisanıyla ilan etmek… Evet,bütün bunların hepsi lisana ait birer zikirdir.

             Bediüzzaman hazretleri “Bu seyrü sülûk-i kalbînin hareket-i ruha- niyesinin anahtarları, vesileleri zikr-i İlâhî ve tefekkürdür” buyuruyor: Bediüzzaman, Mektubat (29), 2. Telvihat.)

Bu zikir ve fikrin faydaları anlatılamayacak kadar çoktur. Zikir ve fikir kalbi işletir. “Allah Allah” sözleri ile kalp çalışır ve Allah’a ünsiyet kazanır. Kul, şu kâinatın dağdağalı, binbir türlü ezalı cefalı, inişli yokuş­lu hayatında, “Zikrettiğim Allah Teâlâ bana hâzır ve nazır, dertlerime devadır. Zikretmekle kâinatta yalnız değilim. Derviş olarak hem insan­lar, hem cinlerin müslüman olanlarıyla, hem meleklerle, hem mükevve- nattaki nebatat ve hayvanatla zikirde müşterekim” diyerek kalbinde geniş bir huzur bulur ve Allah’a şükreder.

Peki, Allah Teâlâ’ya nasıl dua ve niyazda bulunulmalı ki, Allah’ın katında makbul olsun? Bu yolda zikretmek çok kıymetlidir. Allah’ın es ma-i hüsnasını yâd etmekle beraber, fayda olarak kalbe indiremezsek ve letaiflerimizi çalıştıramazsak, o zaman zikirden beklediğimiz netice­ler hâsıl olmaz. Zikrin meyveleri elimize geçmez ve ahlâk-ı hamidemiz değişmez.

               Daima, tefekkürle kalp ve kafayı beslemek lazımdır. Tefekkür hususunda Kur’an’da pek çok ayet bulabiliriz. Mesela, bunlardan birinde : “ayakta, oturarak ve yanları üzerinde Allah’ı zikredenler ve yerlerle göklerin yaradılışını tekrar tekrar mütaala edip didikleyenler takdirle el alınır.(Al-i İmran-199)

             Efendimiz,bazen gece teheccüd vakti bu ayeti okuyup ağlar ve şöyle derdi: “Bu ayeti okuyup ta tefekkür etmeyene yazıklar olsun”

            Bir saat tefekkürün bir sene nafile ibadet hükmüne geçtiğini ifade eden hadisi şerifler bile vardır. Malumatı olmayan insanın tefekkür etmesine imkan yoktur, tefekkür edebilmek için bazı şeyleri bilmesi lazımdır.İnsan sahip olduğu bilgi ölçüsünde yeni terkiplere varır;bu terkipleri,yeni yeni hüküm komprimeler için mukaddime olarak kullanır. Derken ,onun dünyasında devamlılık ve çok buudluluk husule gelir.

          Malumattan mahrum, amice ve cahilce tefekkürler, öze inemez, üst katmanlarda,kabukta kalır ve aynı zamanda ülfet ve ünsiyet  meydana getirir. Derinlere dalıp,kıymetli cevherler çıkarma imkanı vermeyeceği için de, zamanla ortada tefekkür adına bir şey kalmaz. Bu türden cahilane tefekkürün, marifet adına kazandıracağı hiç bir şey yoktur.

        Hemen şu noktayı da belirtelim ki, tefekküre götürücü malumat sözüyle, kainat kitabını tetkik eden,Kur’an’la kainat arasındaki münasebet ve illiyet gösteren eserleri,bu arada günümüzde müsbet ilimlere ait ansiklopedik malumatı kastediyoruz.

        Nice şair ve yazarlar vardır; yazdıklarını okuduğunuzda kendinizi irem bağlarının ortasında zanneder ve onlardan ağaçların, kuşların, çiçeklerin, baharların destanlarını dinlersiniz, ama kalbi hayatınız adına bu kadar söz arasından bir çiçek yaprağına dahi sahip olamazsınız. Zira hep sanatla, tabiatla meşgul olmuş ama bir türlü ileriye gidememiş, San’atkar adına mesafe kat’edememiş ve dolapla dönüyor gibi daire çizip durmuşlardır. Bu tür malumatların da tefekkür adına hiçbir yararı yoktur. Öyleyse istikamet üzere tefekkür veya tefekkürde istikamet, ancak vahyin ışığı altında yapmakla mümkün olacaktır.

               Evet, her düşünce, her tasavvur ve her davranışta Hakk’ın kitabına yönelmek,O’nu anlamaya çalışmak hayatı O’ndan anladığımız şeylere göre tanzim etmek ve yaşamak;kainat kitabındaki ilahi sırları keşfedip ortaya koymak ve insana her an ayrı bir imani derinlik ve renkliliği duyurup tattıran bu yeni keşif ve  tesbitlerle,imandan,marifete,marifetten,muhabbete,muhabbetten ruhani hazlara uzayan bir ışıktan yolda  bütün hayatı bir zevk haline getirmek,sonrada ahiret ve Rıdvan-ı ilahiye yürümek; İşte insanı-ı kamil olmanın nurlu yolu!..

               Evet varlığı bir kitap gibi mütalaa ve tefekkür ancak, bütün eşya ve eşyaya ait hususiyetlerin Allah tarafından yaratılmış olduğunu  kabul etmekle beklenen semereyi verir.Ve bereketli bir varidat kaynağı haline gelir ki bu da her şeyin her haliyle Allahü Teala’ya istinadını yakinen idrak eden Marifetullah,Muhabbetullah ve Zikrullah itminana ulaşmış kalbi ve ruhi hayat kavramlarının şiarıdır. Kalb ve hissiyatın incelmesi, yumuşaması, madde kesafetinden, sıyrılıp,ruhun düşünce ve hayal mesafelerinin ötesinde seyr ü sefer yapması,kalp ve gönül insanları için çok önemlidir.Evet her mes’elede olduğu gibi bu mevzuda da Efendimiz’in nurlu beyanlarının rehberliğinde,nasıl şu dünyada dünya ayaklarıyla yürüyor ve düntya gözleriyle görüyorsak,aynı şekilde,ahiret menzillerinde de daha bu dünyadayken yürüme,gezinme ve o hayatı yaşamaya çalışarak iş tecrübeleri edinme oldukça önemlidir.Şu kadar ki,böyle bir ameliye içinde istikamete ulaşmış bir tefekkür,dolayısıyla de bir ma’rifet ve malumat gereklidir.

          Ölmüşüm!..Başımda ehlim,ıyalim,yakınlarım ve dostlarım toplanmış ağlıyorlar. “Ah,siz değil,ben ağlayacak durumdayım şimdi…Ah,keşke dünyada ağlayıp ta,şimdi burada gülebilseydim! Teneşire upuzun uzatmışlar,gassal başımda cesedimi yıkıyor,kirlerimi temizliyor,istediği tarafa evirip çeviriyor beni… “Ah keşke ben, ben de can bedende iken kirlerimi yıkasa idim,tevbeyle ,istiğfarla arınsam ve günah işlemeseydim! Allah Resulu’nün mübarek elleri arasında evirilse, çevrilse, yoğrulsa ve buraya müsait şekli alsaydım.”

    “Ah,keşke kabrimi aydınlatacak olan Allah’ın boyası ile boyansaydım;abdest ile parlayıp,namaz ile nurlanıp,zikir ve Allah yolunda hizmet ile aklansaydım.”

      Eyvah, dört parça tahtadan yapılmış kuru tabuta da koydular. “Aah,ah yumuşak döşeklerde ve koltuklarda ayaklarımı uzatmış,hayatın tadını çıkarırken neden düşünmedim böyle kuru bir tahtaya uzatılacağımı,neden?

      İşte namazımı kıldılar. Aldılar sırtlarına ve…Evet,işte kabre koydular.Hani nerede eşim,evladım?Nerede dostlarım? Malım,mülküm,servetim!Nerde bütün bunlar? “Ah,aaah keşke beni kapısında terk edecek olan şeylere gönül bağlamasaydım;burada faydası dokunacak ameller işleseydim!...