Tarikat ile mezhabler arasındaki fark?

Yazar: Tarih: 31.08.2015 00:00:00

A A A

Tarikatların amacı insan ruhunu terbiye etmek, insanı dış dünyanın tesirlerinden kurtarıp iç dünyalarına yönlendirerek, içlerindeki mutlak hakikate ulaştırmaktır.

             Fıkhî ve itikâdî konularda meydana gelen fırkalara mezheb denildiği gibi, tasavvufi eğitimde farklı metodlar uygulayan mekteblere tarikat denilir. Tarikatlar insanlardaki meşreb farklılığından kaynaklanır. Tasavvufta tarikat kavramının kullanılması h. III. ve IV. Asırlarda başlar. Ancak bugünkü anlamıyla bir şeyhin etrafında toplanan müridânın tekke ortamında muhtelif usullerle eğitilmesi anlamına tarikat, Abdülkadir Geylânî ve Ahmed Rifâî'nin yaşadığı h. VI. m. XII. Asırlarda ortaya çıkmıştır.


         Tarîat: amel ve ibadete düşkün olanların yoludur. Bu yolun sâlikleri genellikle farzlar ve nafile ibâdetlerle Hakk'a ulaşmaya çalışırlar. Bu yola ruhanî yol da denilir. Çünkü bu yolda ruhun nafile ibâdetlerle güçlenip nefsi etkisi altına alması esastır.

Riyâzat ve mücâhede yoludur. Çünkü amaç riyâzat ve mücâhede ile nefsi zaafa uğratıp onun ruha ram olmasını sağlamaktır. Bu yolun yolcuları Hakk ile muamelede de halk ile muamelede de sıdk üzredirler. Gönül saflığına ermek için mücâhedeyi esas alırlar. Aşk ve muhabbet ehlinin yoludur

         Tarikatın mezhebden farkı, tarikatın tasavvufî, mezhe­bin fıkhî ve itikadi oluşundadır. Tarikat mensupları ayrıca bir mezhebe mensupturlar. Nitekim sünnî tarîkatler, Sünnî mezheplere bağlıdır.

         Tasavvufu bir zühd, manevi bir eğitim, rabbânîlik ve ihsan manasına aldığımız zaman dört mezhep imamını bunun dışında görmek mümkün değildir. Çünkü mezhep imamları ve hadis uleması hep belli bir zühdi hayatın içindedirler.

         Dünya tamaı, şöhret ve şehvet onların sür'atle kaçıp uzaklaşmaya çalıştığı hususlardır. İmam-ı Azam'ın kadılığı kabul etmeyişi, ticarî hayatta helâl kazanç tutkusu, İmam Mâlik'in Hz. Peygamber sevgisi, İmam Şafiî'nin zâhid ve safîlere karşı takdirkâr ifâdeleri, İmam Ahmed'in Kitâbu'z-zühd yazacak kadar zâhidlik tutkusu, hep bu özelliklerinden dolayıdır. Nitekim İmam Gazzâlî İhyâu ulûmi'd-din adlı eserinin başında ilmin faziletini anlatırken bu büyük imamların zühd ve takva hayatlarına da temas etmektedir. Tasavvufu tarikat ve şeyhe intisab ile seyr u sülük mânâsında düşündüğümüz zaman dört imam devrinde henüz bu mânâda bir sistem gelişmemişti.

                 İmam-ı Azam'a atfen menâkıb kitaplarında geçen ve Ca'fer-i Sâdık'ı tanıdıktan sonra hayatında meydana gelen manevi değişikliği anlatmak üzere rivayet edilen: "Son iki yılım olmasaydı Nu'mân helak olmuştu." sözü kendisinin ilme güvenmek gibi bir hataya düşeceğini; ancak Hz. Ca'fer'i tanıdıktan sonra işin zühd ve takva boyutunun da farkına vararak bu vartayı atlattığını ifâde etmektedir. Bilindiği gibi Ca'fer-i Sâdık ehl-i beyt imamlarından ve tasavvuf ricâlindendir.

Tarikatların amacı insan ruhunu terbiye etmek, insanı dış dünyanın tesirlerinden kurtarıp iç dünyalarına yönlendirerek, içlerindeki mutlak hakikate ulaştırmaktır.

               Fıkhî ve itikâdî konularda meydana gelen fırkalara mezheb denildiği gibi, tasavvufi eğitimde farklı metodlar uygulayan mekteblere tarikat denilir. Tarikatlar insanlardaki meşreb farklılığından kaynaklanır. Tasavvufta tarikat kavramının kullanılması h. III. ve IV. Asırlarda başlar. Ancak bugünkü anlamıyla bir şeyhin etrafında toplanan müridânın tekke ortamında muhtelif usullerle eğitilmesi anlamına tarikat, Abdülkadir Geylânî ve Ahmed Rifâî'nin yaşadığı h. VI. m. XII. Asırlarda ortaya çıkmıştır.


            Tarîkat: amel ve ibadete düşkün olanların yoludur. Bu yolun sâlikleri genellikle farzlar ve nafile ibâdetlerle Hakk'a ulaşmaya çalışırlar. Bu yola ruhanî yol da denilir. Çünkü bu yolda ruhun nafile ibâdetlerle güçlenip nefsi etkisi altına alması esastır.

 

Riyâzat ve mücâhede yoludur. Çünkü amaç riyâzat ve mücâhede ile nefsi zaafa uğratıp onun ruha ram olmasını sağlamaktır. Bu yolun yolcuları Hakk ile muamelede de halk ile muamelede de sıdk üzredirler. Gönül saflığına ermek için mücâhedeyi esas alırlar. Aşk ve muhabbet ehlinin yoludur

 

            Tarikatın mezhebden farkı, tarikatın tasavvufî, mezhe­bin fıkhî ve itikadi oluşundadır. Tarikat mensupları ayrıca bir mezhebe mensupturlar. Nitekim sünnî tarîkatler, Sünnî mezheplere bağlıdır.

 

            Tasavvufu bir zühd, manevi bir eğitim, rabbânîlik ve ihsan manasına
aldığımız zaman dört mezhep imamını bunun dışında görmek mümkün değildir. Çünkü mezhep imamları ve hadis uleması hep belli bir zühdi hayatın içindedirler.

 Dünya tamaı, şöhret ve şehvet onların sür'atle kaçıp uzaklaşmaya çalıştığı hususlardır. İmam-ı Azam'ın kadılığı kabul etmeyişi, ticarî hayatta helâl kazanç tutkusu, İmam Mâlik'in Hz. Peygamber sevgisi, İmam Şafiî'nin zâhid ve safîlere karşı takdirkâr ifâdeleri, İmam Ahmed'in Kitâbu'z-zühd yazacak kadar zâhidlik tutkusu, hep bu özelliklerinden dolayıdır. Nitekim İmam Gazzâlî İhyâu ulûmi'd-din adlı eserinin başında ilmin faziletini anlatırken bu büyük imamların zühd ve takva hayatlarına da temas etmektedir. Tasavvufu tarikat ve şeyhe intisab ile seyr u sülük mânâsında düşündüğümüz zaman dört imam devrinde henüz bu mânâda bir sistem gelişmemişti.


                 İmam-ı Azam'a atfen menâkıb kitaplarında geçen ve Ca'fer-i Sâdık'ı tanıdıktan sonra hayatında meydana gelen manevi değişikliği anlatmak üzere rivayet edilen: "Son iki yılım olmasaydı Nu'mân helak olmuştu." sözü kendisinin ilme güvenmek gibi bir hataya düşeceğini; ancak Hz. Ca'fer'i tanıdıktan sonra işin zühd ve takva boyutunun da farkına vararak bu vartayı atlattığını ifâde etmektedir. Bilindiği gibi Ca'fer-i Sâdık ehl-i beyt imamlarından ve tasavvuf ricâlindendir.