TARİKATIN ADABI NEDİR?

Yazar: Tarih: 02.06.2015 00:00:00

A A A

“Ey iman edenler nefsinizi ve ehlinizi edeb öğrenerek ve edeb öğreterek cehennem ateşinden koruyunuz.”


TARİKATIN ADABI

 Tarikat yol ve usul manasındadır. Tarikat bir din ve mezhep değil, dini anlama ve yaşama şeklidir. İnsanı terbiye için kurulmuştur. Tarikatlar terbiye için tercih ettikleri usullere ve zikirlere göre farklı adlarla anılmışlardır. Tasavvufun kaynağı, Kur'an ve sünnettir.

Bütün manevi terbiye yollarına kısaca "tasavvuf" denir.

Tarikatlar terbiyesi,  zikir usulü üzerine kurulmuştur. Bu usulü benimseyen büyük veliler tarafından geliştirilerek günümüze kadar gelmiştir. Bu usul ve adaplar bizzat Kur'an ayetlerinden, rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizin sünnetinden ve O'nun şerefli ashabının (r.anhüm) hallerinden alınmıştır. Her şeyi ile Kur'an ve sünnete bağlıdır. Bu yolun usul ve adapları, Kur'an ve sünnette ya açıkça belirtilmiş, Yani, İslam'ın ruhuna uymayan hiçbir şey yoktur.

Fakihler nasıl fıkıh alanında içtihat yapma yetkisine sahiplerse kâmil mürşidler de, ahlâk ve terbiye alanında içtihat etme, yeni usuller belirleme yetkisine sahiptirler.

Bu terbiye sistemi; dinin ahlak derslerini talim ve tatbik eden bir okuldur. Hedefi, insanı güzel ahlaka ve Allah rızasına ulaştırmaktır. Metodu, muhabbetle kalpleri Yüce Allah'a bağlamaktır. Temel usulü; gizli-cehri- zikir, toplu zikir, muhabbet, sohbet, rabıta, teveccüh, tasarruf, hizmet ve edeple nefsin çirkin sıfatlarını ıslah etmektir. Dinimizin bize öğrettiği amel ve edepler iki kısımda özetlenebilir:

            1-) Zahiri Hâller: Vücudumuzun dış azaları ile yaptığı bütün ibadetleri içine alır. Yeme içme, temizlik, alış-veriş, aile hukuku gibi vazifeler de bu kısma girer. Bu vazife ve edepler fıkıh kitaplarında anlatılmaktadır. Hangi vazifeyi yapıyorsak, onunla ilgili ilahi emri ve edebi öğrenmemiz gerekir.

            2-) Batıni Hâller: Kalbin gafletten uyanması ve zikirle ihya edilmesi, nefsin manevi hastalıklardan arındırılması, ruhun ilahi huzura yükselmesi, böylece insanın ilahi nur, ilim, aşk, edep ve güzel ahlaka ulaşmasıdır. Zahiren ve batınen terbiye olan insanın elde edeceği en büyük nimet güzel kulluktur. Bu hale kısaca ihsan mertebesi denir. Bu yol herkese açıktır. Bütün insanlar bu edeplere ve nimetlere davet edilmiştir.

Zâhirî ve bâtınî edepleri koruyan kimse ihsan mertebesini elde eder. Bu mertebeyi elde eden kimse Yüce Allah tarafından sevilir, O'nun huzurunda kabul görür. Kalbi ilahi sevgi, huşu, haya ve haşyet ile dolar.

Tarikatının Gayesi (amacı), amelde (ibadetlerimizde),ihlas (samimiyet) kazanmak için ALLAH (c.c.) sevgisini elde etmeye çalışmaktır. İHLAS; dünya ve ahiret çıkarı gözetmeden bütün sözlerin, hareketlerin ve ibadetlerin ALLAH (c.c.) 'ın rızası ALLAH( Teala'nın Zatı) için yapılmasıdır. Bu gayeye sadece Sünnet'e uymak ve gafleti yok etmekle erişilir.

Bunu sağlamak için bu yolun isteklisinin iki şeye devam etmesi gerekir.

1-Ruhsat ve bid'at'lardan kaçınarak Şeriat-ı Muhammediye'ye uymak.

2-Gafleti tamamen gidermek.

 Mürid gafleti kovarak ve Şeriat'e uyarak başarılı olabilir. Bu yolun isteklisi, açlık tokluk, susma ve öfke halindeyken, uykuda, uyanıkken, dostları ve yabancılarla görüşürken, yalnızken, veya topluluk içerisindeyken kalbindeki düşünceleri bir noktada toplayıp nefsini dizginler, böylece kalbinin uyanık kalmasını sağlar. bu kişiyi fitne ve ayrılık rüzgarları etkileyemez. Aksine felaket, bela ve ayrılık halinde daha fazla uyanık olur.

 

Mürid Sünnet'e uyarak bütün mekruh ve haramları hatta en iyi davranışın dışındaki uygulamaları bile yapmaz; dini,nin emirlerini yerine getirir. Eskiden yapmış olduğu haram ve mekruhlardan veya yapmadığı dinin emirleri için istiğfar eder. Bunlar uyulması gereken önemli kurallardır. Mürid gafleti gidermek için çaba sarf ederek huzur alışkanlığını kazanmaya çalışır.  Buna Vukuf-i kalbi (kalbin ALLAH (c..c)'tan uyanık olması) denir. Bu yalnız zikir veya rabıta ile yahut her ikisi ile şiddetle kalbe yönelme ile kazanılır. Hak yolcusu kalbinin üzerinde o kadar durur ki, gaflete girmek istese giremez ve huzur alışkanlığını bırakmak istese bırakamaz.

Tarîkat adâbı ise şöyle düşünülmelidir. Kötü arkadaştan kaçınmalı. Fakat sâlik bundan evvel kendi fena huylarından sıyrılması gerekir. Asilerin yüzüne bakmak dâhi bulanık perdeler, kalbe kasvet verir.

            Doğru ve Salih kimseler ise bunun aksinedir. Bu sebeple küfür ehlininr yüzüne bakmadan, şarap içilen, öfke edilen yerlerde ve zalimlerin kabirleri olan mevkilerde de her türlü mâsiyet-günah işlenen mekânlarda bulunmaktan kaçınmak gerekir. Şayet yolunuz bir zaruretle oralara düşerse koşarak geçmenizi tavsiye edilir.

Tarikat âdabının biri de, kendi zamanındaki Salihlerden bahsedilirse, asla eleştirmeyip hayırla yâd etmelidir. Kendi nefsi için başkalarından gelen noksan işlere isyan etmeyip, tahammül etmeli ve zararlarına ve fukaralığa sabır etmelidir.

Tarikat edeblerinden biri de, günahlardan tevbe etmek lazımdır. Zira tarikat temizdir,  kirli-pis olanı kabul etmez. Gerek gizli ve aşikar her türlü zelleden tevbe etmek lazımdır ve eğer üzerinde kul hakkı varsa, vermeli eğer alacaklı öldüyse veresesine ödemelidir. Böyle yapmazsa bu tarikten kendisi için istediği kapı açılmaz.

Tarikat edeblerinden biri de, mürid geçirdiği vakitleri muhasebe etmeli, sabah olunca, gece Hakk’a yarar ne iş yaptığını, akşam olunca da gündüz rızây-ı bârîye muvafık ne ameller işlediğini düşünmeli, zâyî olan vakitler ve hataları için derhal, lisan-ı müftekir ve kalb-i münkesir ile istiğfar ederek Cenab-ı Hakk’dan hıfzını ve mağfiretini istemelidir.

Tarikat edeblerinden biri de, kibir ve ucûbü terk etmelidir.

Tarikat edeblerinden biri de; Her namaz vakti yaklaştıkça zâhir ve bâtın kusurlarını araştırıp, kibir, hased, gıybet, mekr, dünya sevgisi gibi pis ruhlar ve çirkin ve yakışıksız işlerden temizlenmek için namaza kıyamdan evvel tevbe ve istiğfar etmek lazımdır.

Tarikat edeblerinden biri de; Daima abdestli bulunmak. Kalb-i selim ve temiz-pak beden ile Rabb’ına münacat et ki meleklerin de o namaza katılması mümkün olsun. Zira melekler, Cenâb-ı Allah’ın kapısında dururlar, eğer namaz kılan kimsede içte bir hastalık bulunursa o namaza katılmazlar.

Ebû Bekr-i Kettani Rahimehullah buyurur ki: “Bir mürid kalbinde iki arzuyla sabaha dahil olursa, ben o şahıstan uzağım. Bu iki şeyden biri me’asiyet (Allah ve Rasûlünün emrini dinlememe), diğeri malın kaygısıdır.

Sâlikin rabbi huzurunda kalbi selim ile durup cesedi ile beraber kalbinin de namaz kılması lazımdır. Kalbinde Allah’ın sevmediği bir illet bulunarak namaz kılan bir kimse kalbi selim ile huzuru ilahiye durmuş değildir.  Namazın zahirine önem verip de bâtınını ihmal edenin hali budur.

Tarikat edeblerinden biri de, huzuru ilahiye tekarrubu derecesinde ayıplarını düşünmeyi artırmaktır. Halbuki bazılarının ilim ve ameli arttığı nisbette nefislerinde kemal davaları da artar.

 Ehlullahın ilimleri ise kalb ve ruhlarındadır. Bunların ilimleri arttıkça tevazuları da o nisbette artar.

Tarikat edeblerinden biri de, sülûk devam ettiği müddetce nefsine çokça muhalefettir. Makamı kemale vasıl olunca nefsine hayır ile emr eder. O vakit Cenab-ı Hakk’ın sevdiğini sever, sevmediğini sevmez. Bu mertebeye gelince nefsine muvafakat caiz olur.

Şeyh Abdülkadir Cebeli (k. s)’de: “En makbul ibadet, nefsine ve arzuya muhalefettir ve masivadan kaçınma ile beraber Allah-ü Teala Hazretlerine Teveccühün devamıdır” buyurdular.

Adâbın şartından biri de: Tarikatta seyr-i ilallahtır. Bakabillah makamına varıncaya kadar makamattan hiç bir makamda durmamaktır.  O zaman ruh cisme tabi olur. Kavuşmaktan sonra sâlikin seyri ruh ile olur. O zaman cisim ruha tabi olur. Zira sâliki, ibâdette çok mücahede eder görürler. Arif ise amelini göstermeye yaklaşmaz.

Şeyh İbrahim Dussûki (k. s) buyurdular ki:

 “Tarikatta nefsini teşhir edip, tarikatın hakkını vermeyen ve bizimle gizli ve ince alay edenlerin hasmı Cenab-ı Hakk’dır.

 “Bu tarikde hıyanet yapan kimse fayda görmez. Bizim sözlerimizi tutmayan-değer vermeyen bize yaklaşmasın ve bizi kınamasın, yola fenalık etmesin, yaptığını ihlas ile yapsın ki, kurtulsun.  kötülemek-çekiştirmekle bulandırmasın. İyi bilin ki bu emirler benim değildir. Rabbimizin emirleridir. Eğer ahdinizi bozarsanız, bu ahd Allah’ın ahdidir. Bizim size ihtiyacımız yoktur. ” Buyurdular.

Adâbı tarikten biride, halkın gösterdiği hürmet ve iltifata da teklif ettikleri makam sevgisi ve mansıba iltifat etmemektedir. Ancak Cenab-ı Hakkın emirlerine riâyet etmektir. Hâlık-ı zülcelâli herşey üzerine tercih ve isrâr etmedikçe mârifetullah nûru, bir kalbten bir kalbe girmez.

Ebu Abdullah ibn-i Menazil rahimehullah: “Eğer bir kulun kendisinden riyasız, şeksiz bir nefes “Allah” lafz-ı söylerse, dünyanın sonuna kadar o kula yeter” buyurdu.